Öznur Karayumak Şiirleri


Hayalimde bir güzel şehir
Ve o şehrin, sen dolu anıları...

Tıpkı o şehrin,
Gökkubesinde salınan kuleleri gibi
Beni benden alırken ki ayak direyişin.
Başka başka adlarla,
Dört bir yanı kuşatan kemerli surları
Ve denizlerine benzeyen, sahiplenişin.
Sabah güneşlerinde, göğünde gökkuşağı sanki
Hayatımı renklendirişin...

Vapur, martı, dalga ve yedi lisan insan sesi
O şehrin melodisi
Ki, cennetin çağrısına tellal durmuş,
Senin sesin.

O mu sensin,
Sende onun bütünlenişi mi
Seni sen yapan özelliklerinle, o şehrin ki?
Ve direnilmez güzelliklerinizle,
Ne kadar benzersiniz birbirinize...

Bırak hayallerim o şehri sende,
Seni o şehrin güzelliklerinde bulsun.

Tıpkı sen gibi o şehir;
Taşına toprağına umut bağlanmış,
Peşinden yetişmeye çaba harcanmış,
Adına çeşitlerce türkü yakılmış,
Fethine sevdalısı kendin adamış...

Tıpkı o şehir gibi sen!
Külden ateş, ateşten alevli bir korsun;
Sevdanın adı sen,
Senin adın İstanbul olsun...
Çıkıp geldin öylece bir Temmuz sabahında hayatıma.
Dikip gözlerime, direnilmez güç gizli gözlerini,
Ararcasına en kuytularımda, bildik bir şeyleri;
Masalsı diyarların efsane kahramanı,
İnsanı sersemleten yalın gerçekler gibi,
Öylece çıkıp geldin.

Sağlam kuleler gibiydin karşımda
Dimdik, yürekli ve kararlı.
Meydan okurcasına zamana
Uyandırmak ister gibi; hatta sarsarcasına,
Yenilmez kalelerin kuşatmasındaki korkularımı,
Yüzyıllık anıların pas tutmuş kilitlerini
Ve buzdan odalarımı cözdün bir anda.

Gözlerin, sanki güneşti...

İste ben, o günden beri;
Ne kadar kaçsam da, dolaşsam da öteleri berileri,
Oyalansam, uyuşsam, dirensem hatta;
Bu çagda keşfedilmemiş gizli bir silahın
Karşı konmaz gücüne sahipti sevgin.

Yavaş yavaş değil, bir çırpıda işleyip en derinlerime
Kendi bildiğin gibi boyadın kanımı, kendi rengine.
Ve kilitlediğinde gözlerini gözlerime,
Tekrar dirilmek için hazzında çözülmenin,
Kendinden geçmişliğinde, aranan o birliğin;
Sen artık, benim vazgeçilmezimsin.

Ben seni;
Gün ortası ayaz kesen ulu dağlar kadar,
Adı bilinmez adalara uzanan engin denizler kadar
Ve gözlerime güneşler doğuran gözlerin kadar sevdim.
Ben seni;
Yüreğimle de,
Aklımla da sevdim...



Hızına yetişilmez, değişken dünyanın çocuğu;
Bugün varsın, sessiz yolculuğun eşiğindesin yarın.
Dün coşan seller misali heyecanlı, umutlu;
Bugün ölüm sessizliğinde buruk ve kırgın.

Zamanın dişlediği duygularınla yıkkın,
Eksilen coşkularla kaybolur canlılığın.
Yerleşir gözlerine siyah beyaz bakışlar,
Dünlerinden alıngan, bugünlerinden yorgun.

Ben de dalıp çıkmışım kazanına bu çarkın.
Payıma düşenleri toplamışım kaderden.
Çıktığım basamaklar, kırık dökük duygular;
Yüreğim savunmada, yüzüm öylesi solgun.

Bunca zaman değişen sayısız mevsimlerden,
Geriye baktığımda gözlerim dolu dolu,
Köpük köpük sönerken ellerimde umutlar,
İnsanlardan kırılgan, aynalardan da yılgın;
Bazen bende yaşanmış çorak iklimin çoğu.

Kasırgalar, boranlar ruhumda darmadağın.
Bazen dağları delip, köprüler yıkıp bazen;
Kah umuda tutunup, kah akıtıp kanımı;
Bazen sevdaya dalıp, güller sarmış ufkumu;
İzler karışmış bazen, kararmış gün doğumu.


Düşsem yollara fersah fersah.
Gitsem çok uzaklara.
Getirse ellerini rüzgar perisi,
Tutsan ellerimden,
“Dur” desen,
“Gitme” desen,
Gitmesem.

Düşsem yollara yangınında gönlümün.
Çöller yutsa derinine, yürüsem boylam boylam.
Hışmını çıkarsa ayaklarımdan kumlar,
Bir serin soluk olsan, essen başımda;
Ölümüne dirensem.

Düşsem yollarına cennetim diye.
Açılsa geçit geçit dağlar önümde,
Doğsa günlerime nöbetleşe güneşler.
Doysam iremlerine kollarının,
Varlığına doymasam, yetmese.

Buz olsam erisem, deli deli aksam.
Ateş olsam yangılı, buram buram.
Günahım da olsan, sevabım da olsan.
Sarsan dünyalarımı sımsıcak,
Sen ben kalksa, biz olsak.

Denizlere köpük köpük karışsak ;
Gecelere günlerce, gün olup doğsak.
Bulut bulut yağsak, susamış topraklara;
Çiçek çiçek açsak, baharın dallarında.
Sarı olsak, yeşil olsak, rengi olsak dünyanın;
Umut, dilek, sevgi olup, gönüllerde dolaşsak;
Tutunsak kanadına, çağlarca zamanların,
Dün olup aksak, bugünlere çıksak.
Varsak gizemlerine, gökteki yıldızların.
Aşarak ışık boylu uzaklıkları,
Yakın olsak, bir olsak, sevdaya doğsak…

Gizli bir sihir okşar, kekik tüten akşamda kırları.
Sümbülleri, nergisleri, yaşlı çınar dalları.
Solan güneşle sarar ortalığı bir tatlı kızıl,
Gel ey bağ bozumu yaşanan telaş
Ve yanık namelerde salınan hüzün.

Yalın ayak koşuver, tozlu yolunda köyün.
Tepe taklak yuvarlan, çayır çimene bürün.
Avuçlarınla kazı, dirhem dirhem toprağı;
Çağlayan deresinde yıkansın alın terin.

Söylediğim türküler, belki başka tellerden;
Geçmemişse de ömrüm kerpiç damlı evlerde,
Ne güzeldir kokusu tandır ekmeklerinin,
Nur yüzlü ninelerin, bilgece masalları.

Gizli bir sihir okşar, inen akşamda kırları.
Koynunda nehirler, ufkunda duman dağları;
Sensin Anadolu’mu oya oya işleyen;
Alnı ak, gönlü pak yurdum insanı.


Sensiz,
Erilmez dağların ıssız tepeleri gibiyim.
Çiçeksiz, renksiz;
Uğul uğul rüzgarlar...

O rüzgarlara salarım ellerimi.
Buzlarla ovulmuş donukluktadır tenim.
Gözlerim duman duman,
Sürgün verir bulutlar.
Yosunlar salar baştan aşağı,
An be an, günbe gün, özlemin...

Sen olmadan;
Mıknatıssız kalmış bir pusula,
Güneşi olmayan günebakanlar,
Hedefi olmayan oklar misali,
Yönümü bulamam.

Yanımda olmazsan,
Aydınlanmamışsa dünya gözlerinsiz,
Ellerim tutmuyorsa güvenle ellerini,
Sensiz bir yanım eksik, yarım kalmışsam;
Kasırga ortasında limansız gemi gibi,
Ben bir yitik, ben bir çaresiz...


Akşamlarla vurulurdu gönlüme;
Zulmetin,kara dişli kıskaçların deli damgası.
Güneş toplayıp eteklerini,
Salıvermişken dünyanın ipini karanlıklara,
Duvarlarda kanayan çilenin gölgeleri
Ve dilsiz tavanlar şahidimdir,
İnleyen namelerle yakılan ağıtlara.

Ne hazanlar biteceğe benzer,sonbaharlarda;
Ne tükenen umutlarla biçare yıllar.
Sayısını şaştığım gecelerin nazlı sabahlarına,
Elim elinde, başım omuzlarında uyanmak vardı ya...

Vardı ya; Sebebini bilmediğim sevinç tohumları ekmek toprağa,
Umudu katık etmek bir lokma ekmeğe
Ve ölüp ölüp dirilmek
Girdabında yittiğim gözlerinde...
Bir kez daha, binlerce defa ve sonsuza dek...