Behçet Aysan Şiirleri
durmadan taşırdım yanımda üç şeyi
iri çakıl tanelerini, çatlamış bir narı
bir öpüşün bıraktığı harlı lekeyi
ipekten
çalınmış
umutlarla taşırdım
ah sevgilim derdim, ölüm
ne kadar çoktu yaşadığımızda.

bize hep beyaz mendil
sallayan
ölüm ki,
iki kapısında
haki bir yalnızlık
dikilirdi
ve hatırlatırdı
bize, güz kuşlarının
uçup gittiği denizleri.

bense, yulaf kokan
dağlı ellerinde
dolaşmak gibi kolaydır
sanırdım yaşamak ve sana kansız
bir gökyüzü
getirirdim
getirebilsem ah,
-avlusunda çocukların
korkmadan oynadığı-
lalelerle
donanmış simli bir gökyüzü.

bir öpüşün bıraktığı harlı lekeyi
çatlamış bir narı, unutmadım.
sokak fenerine asmış kendini
ay ışığının
biri
şehrin
ortasında

ölmemiş
hala dipdiri.

bir tek yıldız yokken
gökyüzünün hurcunda

turuncu bir ay
yalnızca

çıplak soyunmuş
bütün örtülerini.

niye yaptın ay
ay ışığı

sızmıştı bir saat önce
gözlerimle gördüm
yanında
şarap testisi
ve bütün şarkıları

bir türlü
söyleyemediği.

asmış kendini.
kar yağıyor dışarda
sokak lambasına düşüyor
ve serçeler
üşüyor

kenarları hafifçe yanmış
sayfalarına kan
sıçramış
bir kitapta
nazım hikmet
okuyorum.

dışarda kar yağıyor
ve dağ lokantasına
gidiyor
zengin
kasabalılar.

kar yağıyor dışarda
mektubun yeni gelmiş
istanbul
kokuyor.

dışarda kar yağıyor
seni seviyorum.
sevdalı bir menekşe
tanırdım
eflatun
özgürlükte açan.

başkasının sevinci
onun da sevinciydi

inci kolyelerle
süslü
boynuna hiç
ölüm yakışmazdı ki.

geceleyin, kuş uçar
uyanır
menekşe
sanki kapısı çalan
onunki.

sevdalı menekşem
hercai eflatunum

üzgünüm

seni ben
soldurdum

seni ben öldürdüm

bir saksı yaparak
yaşadıklarımızdan.
1.
hoşça kal ayak izim
serseri sokaklarda

hoşça kal

kendine bir başka
gökyüzü büyüten

kardeşim

gece feneri

hoşça kal çaldığım

ıslık

söylediğim türkü
doludizgin karlarda.

hoşça kal

annemin
yüzü

hep beyaz yaşmaklı

sırrı dökülmüş bir yalnız
aynada.

hoşça kal
dolunayın
altında

ıhlamur ağaçlarına

kazıdığım
şey

hoşça kal uzaklarda yanan
anızların parıltısı hoşça kal.

2.
bir gün gelecek bu gün de
bir anı olacak nasılsa

oturduğumuz bu masa
bu kum saati, bu rüzgar, bu eski
komidin

bu kırık
sandalye

bu kelepir yürek
bu aşk
nasılsa.

3.
hoşça kal ayak izim
serseri sokaklarda

hoşça kal

yarım kalmış
duvar yazıları

hoşça kal

bir gün gelecek
akacak yer altı suları

hoşça kal

yakut, bezirgan, gön

hoşça kal eski zaman aktarları

gidiyorum

bu şehri bu yağmuru
bu düşleri

bu aşkı bu kavgayı bu kederi

size bırakarak.
İstsyon önünde bir top ağaç

ağacın
gölgesinde

ben

ve uzanıp giden
sapsarı bir tül

bozkır

ve bir türkü

"daha senden gayrı aşık mı yoktur
nedir bu telaşın vay deli gönül"

ve bir tren

ne bir düdük çalar
ne el eder

kar yüklü yağmur yüklü

kalbim gibi
keder yüklü

bir tren

durmaksızın geçer

o böyle bir akşam böyle bir trene
bineceğini düşler

ben
böyle bir akşam böyle bir trenden
ineceğimi

avunuruz.
sevdalar vardır
derin kuyularda
eski sarnıçlarda
yaşar

gün görmüş
acılar bilmişir

direnir

kim bilir kaç işgal geçirmiştir

yurdum gibi