Bertolt Brecht Şiirleri
Ah, şu aşk yatağında
Bir kez daha yorgun uyuyakalmışım
Bir ağaç gördüm yeşil tomurcuk dolu
Güneşin altında.

Düşünüyordum rüyamda
Bu güneş altındaki ağacı:
Zamanı gelince beni bu
Yeşil ağacın altında gömsünler.

Sonra senin yayında uyanınca
Bembeyaz çarşaflar içinde:
Ah, beni bu çarşafların
İçine gömsünler diye düşündüm.

Ve perdelerin arasından süzülen
Yumuşacık ay
Hareketsiz, sessiz düşünüyordu.
Benim cenazem ne zaman?

Daha sonra bacağına
Ve ılık vücuduna sarılmışken
Düşündüm: İlerde
Beni bu kolların arasında gömün.

(Çev. Turgay Fişekçi)
Ne giydiğini yaz bana! Sıcak tutuyor mu?
Uyuduğun yeri yaz bana! Yumuşak mı?
Nasıl göründüğünü yaz bana! Yüzün aynı mı?
Neyi özlediğini yaz bana! Kolumu mu?

Nasıl olduğunu yaz bana! Rahat mı?
Sana neler yaptıklarını yaz bana! Cesaretin yetti mi?
Ne yaptığını yaz bana! iyi şeler mi?
Neler düşündüğünü yüz bana! Beni mi?

Sorulardır sana bütün verebildiğim
Ve gelen yanıtları kabullenmeliyim
Yorgunsan, uzatamam sana elimi.

Ya da açsan seni besleyemem
sanki bu dünyüdü hiç yokmuşum
Unutmuşum gibi seni.

(Çev. Turgay Fişekçi)
Eskiden beri alışkınım pencerede
Suyun ya da ormanın uğultusuna
Çabucak uyudum böylece
Yatıp kaldım onun uzun saçlarında

O acılı geceden çok şey kalmadı aklımda
Biraz dizinden, azıcık boynundan
Sabun kokusu siyah saçlarında
Ve onun için kulaktan duyduklarım

Yüzü çabuk unutulur demişlerdi
İnce bir şey olduğundan üstünde
Yazılmamış boş bir kağıt gibi

Yüzü pek gülmez demişlerdi
Çabuk unutulacağını bilir kendisi de
Anımsamaz kim olduğunu belki, okusa bu şiiri

(Çev. Turgay Fişekçi)
Bak! Gökte yay gibi uçan şu turnalara
Uçarlarken bir yaşamdan bir başkasına
Bulutlar da birlikte gidiyor onlarla.
Bulut ve turnalar
İkisi de aynı yükseklik ve aynı telaş içinde
Yerlerinde duramadan
Yan yana, kısacık uçtukları o güzel göğü
İkiye bölüyorlar.
her biri öbürünün salınışından başka bir şey görmeden
Aynı rüzgarı duyuyor.
Şimdi yan yana yatan bu çifti
Rüzgar boşlukta öylece sürükleyebilir.
Bu uyum bozulmadıkça
Uzun süre kimse onları ayıramaz
Yağmurlardan ve kurşunların vızıldadığı
Her yerden uzaklaşabilirler
Güneşin ve ayın altında küçücük hareketlerle
Birbirlerine seadalı, uçarlar sonsuza.
Hey sizler, nereye? -Hiçbir yere. -Nereden? -Her yerden.
Soruyorsunuz, ne zamandır birliktesiniz?
Çok olmadı. -Ne zaman ayrılacaksınız? -Hemen.
İşte böyle bir anlık birlikteliktir, sevenler için seda.

(Çev. Turgay Fişekçi)
Ayrıl arkadaşlarından istasyonda
Sabahleyin git kente, iliklenmiş ceketinle
Bir dam ara ve bir arkadaşın çalarsa kapını:
Aç, ah, açma
Yine de
Ört izlerini!

Rastlarsan ana-babana hamburg ya da başka bir yerde
Yürü git yabancı biri gibi, yok ol köşede, tanıma
Sana armağanları olan şapkayla gizle yüzünü
Göster, ah, gösterme yüzünü
yine de
Ört izlerini!

İşte burada, ye şu eti! Çekinme!
Git rastgele bir eve yağmur yağınca, otur bir sandalyeye
Ama çok kalma! Şapkanı da unutma!
Söylüyorum sana:
Ört izlerini!

Ne söylediysen, bir daha söyleme
Düşüncelerini bir başkasında bulursan: Tanıma.
Kimseye imzanı ya da resmini vermemişsen
Kimsenin yanında bulunmamış ve kimseyle konuşmamışsan
Nasıl yakalayabilirler seni!
Ört izlerini!


(Çev. Turgay Fişekçi)
1.

Eylülde mavi bir gündü
Geç bir erik ağacının altında sessiz
Sardım onu, solgun bir aşktı
Kollarımda tatlı bir düş
Ve üstümüzde güzel yaz göğü
Bir bulut vardı uzakta
Öylesine beyaz ve öylesine yukarda
Sonra baktım, sanki hiç yoktu

2.
Aylar geçti o günden sonra
Şöyle ya da böyle sessiz
Erik ağaçlarının hepsi kesildi
Sorarsan, aşka ne oldu
Anımsayamıyorum derim
Ama bilirim ne düşündüğünü
Yüzünü unuttum gerçekten
Tek bildiğim, onu öptüğüm o zaman

3.
Öptüğümü de unuturdum
Olmasaydı o bulut
Anıyorum hala ve hep anacığım
Bembeyaz ve uzak
Erik ağaçları belki yine çiçek açar
Belki o kadının şimdi yedi çocuğu vardır
O bulut yalnızca bir dakika göründü
Başımı kaldırdığımda uçup gitmişti.

(Çev. Turgay Fişekçi)
İyimser bir insan
Hoşgörülüdür.
Bilir inceliği, dilinin ucuna geleni tutmayı

Bir erkek bir kadını dövmediğinde
Ve özveri gösterildiğinde bir kadın, sevdiğine
Kahve pişirildiğinde
Gömleğinin altında beyaz bacaklarıyla
Duygulandırır onu.
Yürek yarası bir erkeğin, arkadaşı
Satıldığında
Sarsar onu, dünyanın soğukluğunu tanıdığından
Ve ne denli bilge sestir
Kendine güvenir konuşmak için
Gecede

(Çev. Turgay Fişekçi)