Birhan Keskin Şiirleri
Google Reklamları



İlaç Rehberi

Penguen
bana sırtını dönme
biliyorum, sana benziyorum
ve içinde saklı tuttuğun yele.

Penguen
benim de içimde saklı tuttuğum
buzlu kıyılar, çığlık hatıraları
ben de senin kadar kaçkınım ve yaralı.

Kim bağışlayacak beni, penguen
çizdim senin beyaz ve narin yerini.

Bir yanım bembeyaz ışık
kör ediyor, bir yanım zehir gece
parktaki salıncağa binmeyi
beceremedim bugün ben de.

Penguen bana sırtını dönme.
Unutmadım aramızdaki beceriksiz dili.
Dünya yordu bizi. Benim de söyleyemediklerim
var. Hiç söyleyemeyeceğim onları belki de.
Uzun bir yolu geliyoruz seninle, yolu,
geldikçe anlıyorum ki, biz,
bu dünya üzerinde yürüyemiyoruz bile.

Penguen,
kim bağışlayacak beni
çizdim senin beyaz ve narin yerini
elimde unuttuğun ince metalle.
acıyla geçtiğim yoldan geçiyorsun
izlerime rastlıyorsun, bıraktıklarıma,
orada o yolda çekmiştim ruhumu patlatan fitili
benden savrulan parçalar kurusa da,
izleri var hala yolun kenarında.

izini sür yolun, acının ormanı büyütür insanı
vakit geniştir, ufuk sandığından daha yakın
acıyla geçtiğim yoldan geçiyorsun,
ustası olacaksın içine gerdiğin ttellerin
hangi sızıyla titrer içinde, hangi sesle
büyük bir aşk, hangi sesle ölür, bileceksin.

ne zamandı bilmiyorum. yaşadıklarından sana
kalan tortu, seni olduğun yere çakan, olduğun
yerde fırtına koparan korku. kendi sarmalında
döndün, döndün, sanma ki daha dönmeyeceksin
kalsan da bir yer için, aslında hep gidiyorsun.

şimdi, acının ormanından geçiyorsun
her şey bir daha kanasa da
ne geçtiğin yola ne sana dokunabilirim ben
geç meleğim, senin de şarkıarın olsun
içindeki telleri titreten.
kaç gecenin çölüdür bu ayrılık
kaç şiirin dölüdür üstüme
örttüğün bu ince sessizlik
kalbim alış artık, kır kendini
kendi duvarında, sesini
kendi duvarına haykır.

tesadüfen birbirine rastlamış
başka başka aşklarsızın siz artık
geceyle gündüz gibi birbirine
ayrılmış. O ki rüzgar, bir zaman
senin çölünde kumlar uçurmuş,
o ki gece ve esmer, görmüyor
sahrayı, sesi içinde karışmış.

her ayrılıkta kendine saplanan bir hançer
kendi sabrını deneyen taş,
kendi uykusuzluğunda yatak oldun.
kül koy şimdi yanına korunun
seni kavuran onu da yakmasın.
aşkla besle kendini, gül yetiştir,
sardunya çoğalt.
ki, sen aşktan ve ayrılıktan
başka ne anlıyorsun.
Sevgilim sabahın erkenini seviyor,
ben geceyi ve esmerliğini onun,
o dorukları sevior, korkuyor bundan
ben rüzgarla buluşan tepeyi, tuhaflığı,
ona bir yeşil gülümsüyor,
ben, hayatı delice sevdiysem nasıl,
diyorum, seni de öyle.
O kendi boşluğunda oyalanan günlerde
canı sıkılan bir çocuk gibi uyuyor,
ben göğe bakıyorum geceden,
kendi çukurunu bulmuş deniz gibiyim
diyorum, yanında,
o sabahları eğilip öpüyor denizi.

Çıplağın çıplağımda, rüzgarın dağımda olsun,
esmerliğin gecemde, öyle kal.
"Bulutlara bak, gidiyorlar, hızla" diyorsun,
yağmur bir yalıyor yüzümü,
bir duruyor. Sabahları eğilip yüzüme
öpüşün geçiyor bir, bir duruyor aklım.

Su ve rüzgar, dağ ve doruk, sonsuz hepsi,
oysa camdaki sardunya gibi üşür
bana biçtiğin ömür, ölüm geliyor aklıma bir
bir, çıplağın çıplağımda.

Rüzgarın dağımda olsun esmerliğin gecemde
öyle kal, sana sonsuz sarıldığımda.

Dalgalan sen yine
Köpüklerin okşar tenimi
Kaybederim kendimi o derinliklerde
Vurmuş kızıllığı güneşin
Vursun varsın mavisine
Varsın; siyah-beyaz kuşlar uçsun
Deniz kuşları terk etmesin dalgaları
İçimdeki derin duygulara sebep olsun varsın;
Gözlerimdeki eski ışıltı değil
Anlatsam ne fark eder
Anlatsam anlamaz
Duymaz uçar gider asi kuşlar
Uzaklara gider
Ben giderim onlarla
Her şey istediğin gibi
Sen iste yeter
Sorarım sana,gitsem uzaklara
Gelirmisin
Bulurmusun beni?
Kalırmısın yanımda?
Dalgalanır yine
Kızıllığı karanlığa bırakır,
Yıldızlar karanlıkta kaybolup
Bir sis başlar
Zaman kısa, gelirmisin benimle
Güneşin vurduğu vadide
Buluşur musun benimle
Şubat1999



Buğulandı önce yeryüzü, gözlerin
Usulca yanaştı, dayandı omzuma
Küsecektin öpmesem
Açıp bakmasam sayfalarını…

Lahza kadardı gözlerine tutulduğum an
Başkalaştım senle
İadeli bir aşk; her şey iadeli değil mi?
Semai yaptım seni melodilerimde

Önce antrasittim
Kıvılcım oldum
Ateş oldum
Normlardan çıktım sen oldum

Zeyli belli değildi
İsti haktı bana ben yazdım
Aşkın haktır bana
Yaşadım

Nükte oldun aşkınla beynimde
İhtişam içinde sürünürken kalbim
Kaybettim seni cengellerde…

Aradım sordum kime ne!
Ecel geldi; aşk küstü; baş ağrısı baştan beri bahane
Demlen kime çare
İzlemek çare ayrılığı
Mertçe karışmak sessizliğe

Sen kokmadı aslında hiçbir şey
Özbeöz sendi zaten
Şimdi çare esmek
Denizlere karışmak
Sessizliğe karışmak ne çare?

Kadın kadıncık oturdu; kalemim küskün
Yok, olan kayıplarını arar gibi
Oturdu kadın kadıncık hislerim-kalemim
Rast geldi, rast gitmedi
Usulca dayandı omzuma
Mertçe bir son yazalım dedi…
11 -08 -2006

Kabullendim her şeyi
Vazgeçtim bu sevdadan
Unutmaya ant içtim gözlerinin rengini
Artık sevmeyecek bu gönül eskisi gibi
Emekliye ayrıldım bir ihtiyar gibi


16/Şubat/1999


Kan çanağı gözlerin yorgun bedenin
Uykusuz kaldın anlaşılan geceleyin
Hep düşündün hep bekledin
Sen geceleri boş yere sarf ettin…
4/Haziran/1999


Mutluyum bugün sensiz bir çay bahçesinde
Çayımı yudumluyorum öylesine bir keyifle
Güneş pırıl pırıl yalnız değilim yeni sevgilimle
Yaz aşkları bir başka yaşanır yüreğimde…

4/Haziran/1999


Karanlık odamda
Sıcak bir gecede
Soğuk bedenim
Yanan kalbim
Seni düşünüyorum
Bir ses bir ışık arıyorum
Çaresiz sensiz tek başıma
Korkuyorum… 3/Temmuz/1998





Yüreğimdeki ateş
Söndü artık
Gözyaşlarımda
Bir grev var
Yeni bir sevdaya hazırlandı gönlüm,
Bu zamanlar kalbimde,
Tadilat var… 20/Temmuz/1998






Baksana tam karşımda oturuyor yalnızlık
Yakmış purosunu;sabırla bekliyor
Sen gitmedikçe
Gitmeyecek…

2006–11–22



Google Reklamları