Cahit Irgat Şiirleri
İnadına mı güzelsin
Akşamüstleri,
Demir parmaklıktan gördüğüm deniz?
İnadına mı fiyakan
Yan yan gidişin
Tombul kıçlı gemi?
Birinin bıçak vardı elinde,
birinin beyaz bir gül,
İkisi de yorgundu,
Sokak çocukları halinde.

Bıçaklısı bıçağını sapladı,
Çiçeklisi çiçeğini koklattı,
Kayboldular meyhaneler içinde,
Kaldırımda gül ve bıçak
kardeş kardeş kaldılar.
Gözlerinde deniz, gözlerinde gemi
Gözlerinde çırılçıplak çocuklar

Rüzgar esiyor rüzgar, meltemdir
Güzel dünya üzerinde matemdir

Kalbimizin üç köşesi yangın yeri, perişan
Güzel şehir diri diri perişan

Güzel yağmur, çirkin olur yoksul gözünde
İsyan değil, arzudur, şimşek şimşek parlayan
Konuş toprak, konuş meydan
İnsanoğlu her gün daha perişan.
Ağaçlara kara kuşlar dadanmış
Elmalar delik deşik,
baba ölmüş, alacaklı sarmış evi
Yüreğimiz delik deşik,
Rüzgarların çeneleri çözülmüş
toprak bizi çekiyor
Dünyamız delik deşik.
Niçin yaşadığını, öldüğünü bilmeyen
dert çeken dost
Çürüyen dost,
Sizin için söylüyorum
Milyonlarda harp ölüsü adına
İyiliğin, kardeşliğin, ümiden
Aynı hakkın, hürriyetin
insanlığın şarkısını

II

Biz insanlar
Bir avucun
Beş parmağı kacar kardeş
Boyun eğmiş, razı olmuş
Gömülmüşüz çamuruna alın terinin
Mayasına hamuruna kara ekmeğin.

Fabrika bacaları çatlayacak hırsından
Sefaletler, felaketler ve kötü niyet
Her gün götürüyor içimizden birini
Şu fabrika, şu vapur, lokomotif düdüğü
Şarkısını tekrarlıyor ezilmişler şehrinin.

IX
Mevyesini esirgeyen ağaca
Omuz veremiyoruz,
Bunun için adımız kötüye çıktı
Tecrit kamplarında çıldırdı
İşçiler, talebeler, genç kızlar

XIII
Anne girmem bu oyuncak dükkanına
Orda toplar, tayyareler, tanklar var.

Seviyorum söğüt dalı atımı
Tekme atmaz, ısırmaz

Ben yaşamak istiyorum
Ağaç gibi sessiz sessiz ve rahat
Karınca kararınca değil,
serile serpile boylu boyumca.

Anne girmem bu oyuncak dükkanına
orda toplar, tayyareler, tanklar var.

XXI
Gül be toprak, gül yüzüne
Öp elini çiftçinin.
Gül be güneş saz benize
Gül de güller açılsın.

Kahvede kağıt açan avare
Şu duvarcı, arabacı, amele
Bel bağlamış yedi karış ömüre.

Biz de bakabilelim
Bir ışıklı pencereden
Bize de pay düşmeli
Şehirlerden, caddelerden, denizden.

İnsan insan paylaşalım
Yaşamayı, komşuluğu, dostluğu
Bağdaş kurup yan yana
Bir sahandan yiyelim
Dünyamızın sofrasında.
MUSALLADA SOR BENİ

Felek pusu kurmuş örer ağını,
Adım adım takip eder şer beni.
Murat alıp bir dem olsun gülmedim,
Fazla sürmez, bu dert bir gün yer beni.

Yıllar beni halsiz koydu, yorgunum
Yüzüm gülmez, kaderime kırgınım
Bir vefâsız sevgiliye vurgunum
Çeker gider, tek başıma kor beni.

Sevgi umdum; cefa verdin, dayandım
Uykulardan kâbus ile uyandım
Yollarını gözlemekten usandım
Ya gel, ya da çek bıçağı vur beni.

Yangın başlar kalbe hasret dolunca
Bülbül susar, gül sararıp solunca
Çekilmiyor karşılıksız olunca
Kül eyledi sevda denen çor beni.

Gel de söndür şu yangını tütmesin
Ümitlerim hüsran ile bitmesin
Ölürsem de gözüm açık gitmesin
Bir kez olsun canı dilden sar beni.

Senin için yananları görmedin
Ahde vefa edip sözde durmadın
Bugüne dek aramadın, sormadın
Hiç değilse musallada sor beni.
CAHİT CAN
KARA TREN

Yönü gurbet, yükü hasret
Durmaz gider kara tren.
Seven gönlü Leyla’sına,
Mecnun eder kara tren.

Nemli gözler ufka bakar
Katmerleşen hasretim var
Çığlıkların yürek yakar,
Ötme yeter kara tren.

Bazen selâm verip dursan
Kimi gelip hatır sorsan
Beni burda yalnız korsan,
Gurbet yutar kara tren.

İn ovaya, çık dağlara
Uzadıkça uzar ara
Belki başka bir bahara,
Hasret biter kara tren.
CAHİT CAN