Celal Ülgen Şiirleri
Her gün karanfil kokmazdı
Her bulut taşımazdı yağmur.
Dalgalar düşmandı gözlerine,
Gözleri nar çiçeği...

Güneşi sağardık her bağbozumu
Yön yitiren tarla kuşlarıydı gülen.
Eski çerçeveli fotoğraflardan.

Çocuklar çığlıklarla doğardı
Çocuklar su.
Çocuklar dalgaları taşırdı okyanuslardan
Ve kuş üzümlerini
Babil’in asma bahçelerinden...

Yük katarları geçiyordu
Tutsak kadınlar dolu vagonlarda.
Yük katarları, mevsimler gibi hızlı...
Geçiyordu.

Açmaz mıydı menekşeler yeniden ?
Kumsala yazılı aşklar siliniyordu.
Kilimler dokuyordu güz yaprağı
Kaç kez sebil etmişti geceyi kül rengi akşamlardan
Dudakları silinmişti yine de
Dudakları fırtınalardan.

Kim yazardı tarihini ölümsüz sevilerin
Elleri olmasaydı.
Elleri baş kaldıran...

Her gün karanfil kokmazdı
Her bulut taşımazdı yağmur.
Dalgalar düşmandı gözlerine,
Gözleri nar çiçeği.

Yük katarları geçiyordu.
Posta trenleri, ekspresler
Kampanalar çalıyordu giz mavisi istasyonlarda
Posta trenleri yorgundu taşımaktan gözlerini.

Ne çok gözleri vardı özgürlüğün
Dalgaların silemediği...
Gök yolu sokaklarında kentin, mevsimlerden güz
Sönük lambalar gizliyor, deniz rengi gözlerini
Merdivenlerinde yolcular peronların,
Ertelenmiş buluşmalar getiriyor trenler
İstasyonlarını geçiyoruz bir bir çizgil kentlerin
Tere boğulmuş at sırtında gibi - erken -
Kırkında kadınların kösnül trajedileri sokaklarda
İstasyonlarını geçiyoruz bir bir kuşatılmış semtlerin...

Eski giysiler karşılıyor
Son tangoda takılı kalmış yüzleri
Atlı tramvaylar geçiyor tarih köprülerinden
Birlikte sürüyoruz yorgun izini dansların
Eğilen gökdelenleri utancın
Gülüyor sevi taşıyla örülü eski yapılar
Ağaçlar ağlıyor dal ucunda ve de tanrılar
Boşalması bu yağmur bulutlarının
Gülüyor sevi taşıyla örülü eski yapılar...

Ey kent uzaksın kocamış çınarlar görkeminden
Kavrulurken güneş acında karanlıkların
Kerbelalar çiziyorsun ortasında suların
Tulumbacılar çıkarıyor yangınları, çerçevelerden fırlayıp
Koca kent haraca kesiliyor
Kerbelalar çiziliyor ortasında suların...

Tiner kokluyor çocuklar , köprü altlarında, renkleri uçuk
Kaldırımlara uzanmış küçük dilenciler
Çiğneniyor sivri topuklarında rüküş kadınların
Gök yolu sokaklarında kentin mevsimlerden ilk yaz
Mecnunlar yiterken menevişinde çelik rayların
Kapatma dolsun gözlerine teni eski aşk şarkılarının
Sönük lambalar gizliyor deniz rengi gözlerini
Ay doluyor içimize, içimiz yakamoz aynası
İstasyonlarını geçiyoruz bir bir kuşatılmış semtlerin
Kiraz bahçeleri üzgün, frezyalar ve papatyalar
Yitik kentler büyütüyor yalnızlığımız
Sönük lambalar gölgesinde deniz rengi gözlerin...

Hüzzam bir hasret şarkısıdır eski İstanbul uykusunda
-Senden hatıra kalan bir sarı saçtı-
insanlar yaşıyor sorular içinde
hepsi bilinmez bir gerçeğin peşinde
oysa ben gerçeği çoktan biliyorum
seni seviyorum

yaptığın işleri, hünerli ellerini
yıkadığın bulaşığı, süpürdüğün yerleri
yürüyüşünü, gülüşünü, üzülüşünü
seni seviyorum

bilmelisin değerini sevgimin
sen de bir şeyler eklemelisin
sıcak, sımsıcak bir yürek örneğin
yalnız bugün değil her gün
aşkının menzilinde vurulana
kollarının arasında ölene değin

öyle çok özlüyorum ki seni
görmediğim zaman gözlerini
deli gibi dolanıyorum ortalıkta
senden başkasında bulamıyorum benzerini

seni seviyorum evet seviyorum
söyle bunu, yaz diyor yüreğim
ve bu kutsal kitaba yazıyorum
seni seviyorum

kırdım seni, üzdüm seni kıskandım
ne yaptıysam aşkımdan yaptım
anla işte aşk bu
tanımsız bir coşku gönlümün derinlerinden
doktorsuz bir hastalık insanı deli eden
nedeni sen ilacı sen

senden önce en çok ben
yalnızca yağmurları sevdim
yine seviyorum çok seviyorum
sen en güzel yağmurumsun benim

çok sözler söyledim sana
çoğu uçup gitmiştir aklından
ama birini unutma, hiç unutma
seni seviyorum

böylesi de olurmuş demek sevginin
gün gün büyüyor, düşündükçe çoğalıyor
bin yüreğim olsa, aşkımı bine bölsem
her biri yine kavrulur ateşinden
ve hepsi birden aynı şarkıyı söyler
seni seviyorum... seni seviyorum
yağmur yağıyor bak
sokaklar hepten ıslak
yer kalmamış ıslayacak
artık ağlamayız değil mi

iki gün küs durduk
hayır durmadık kudurduk
böyle acı istemem bir daha
artık darılmayız değil mi

yok sevgimi koyacak yerim
yüreğinden başka senin
deniz sensin mavi benim
artık ayrılmayız değil mi
hiçbir şiir anlatamaz seni ve gözlerini
senden başka
sen şiirsin dize dize içime kazılan
yazan ben değilim benden öte benliğim
kalem sensin kağıt benim
ben şair değilim

ben şair değilim sen şiirsin
ben kiremitleri paramparça çatısı delik
bir gecekonduda çocuk gibiyim
sen yağmursun sağanak sağanak yağan
ben çaresiz kalmış biriyim
bütün varlığıyla göz olmuş sana bakan

sen şiirsin ya sonumsun ya mutluluğum
adını andıkça yakıyor genzimi soluğum
çok acılar çektim yolunda, çekiyorum yine de
sana sormadan aşkına düşmekse suçum
sen şiirsin, güzelsin, anlayan, bağışlayansın
beni göğsünde dinlendir, ben sana vurgunum
ağlıyorsun ya kimi zaman
sessizce
iniyor gözyaşların
kirpiklerinden
usul usul, yavaş yavaş
öyle çok kıskanıyorum ki seni
ağlarken bile
gözyaşlarından
aktıkları için
tatlı yanaklarından
aşk mıdır söyle
seni sensiz yaşamak
yokolmak sensiz sevişmelerde

uykusuz bu gece
sensizlik ülkesinin sessiz
boğucu karanlıkları içinde
sular gibi yalnızım
sular gibi kimsesiz

akıyorum toprağı ve havayı soluyarak
sensin diye

bu gece bu gece
allahlar kadar allahsızım
uzaklardan gelen köpek havlamalarına
yağmurun son damlalarına
ağaçların en incecik dallarına
tutunacak kadar yalnızım