Cem Güneş Şiirleri
Google Reklamları



İlaç Rehberi

Bir beyin doğuyor

bir beyin...


bir beyin kabuğunu zorluyor

bir beyin...
P A T L A Y A C A K

bense sağnak yağmurum şimdi.
Seni
her yerden
her şeyden
siliyorum

gelip
şarkımı uyandırmazsan
bil ki !
devam ediyorum
Dışarının soğuğundan
bir dağ hanında içilen kahvenin sıcak buharına
böğürtlenlerle dolu dağlarda,
yaylalarda yenilen lefsenin keyfine
gürül gürül akarken donan ırmaklara
çetin denizde çırpınan teknelere
martıların eşliğinde dalgalarla yenen azığın tadına
yaz çiçekleriyle dolu bahçelerin kokusuna
tarlaların bereket dolu havasına
taşraya götürür bizi bu melodiler

Sunde; merhaba Telemark
Bernhof ile batıda
dağ otelinin ardındaki karanlık ormanda

avcılarla heyecanlanıp
sarp fjordlarda korkar
bir köhne mabette duygulanırız

dağda uğulduyan yelle coşar
bir göl kıyısının rutubetinde irkiliriz

dağ yolunun yalnızlığında
unutulmuş mezarlığın sessizliğinde
belki kaybedilenlerle
buruk bir çocukluk aşkına dalıp gideriz
bu halk türküleriyle
Dört bir yanına haber salına krallığımızın
Svalbard, Finmark tan
Agder, Herjedalen, Oppland,
Tröndelag a kadar
kral, kraliçe, prenses ve prens:

tüm becerikli ozanlar biraraya getirile

hünerleri yamak, söyleyip işlemek
dimağların dağarcıkları olasıya işlek
kukulatası, takkesi eldiveni dağınık
çehresi, bakışı, halleri karışık:

doğa, çiçek, güz, böcek, dal...
bahar, ot, duygu, düş, tutku...
aşk, sevgi, böğürtlen, his...
dalga, buzul, ay, yıldız...
ırmak, kar, ayı, köpek...
orman, ağıt, yamaç, tarla...
hüküm, anlam, yardım, nutuk, töre,
nizam, kural....

hepsinin kızağı hazırlana. !

SEN KAL
Yazları neşe içinde çalan çanlar
Nidelv ırmağı üzerinde demirlenip unutulmuş rengarenk tekneler
mini etekli kızların güneş açtığında Nordre sokağından alımlı geçişleri
cumartesi gecesinin sarhoşluğu ve yenilen sandviçler
bahar ısısında dışarıda içilen soğuk pils
keşişler adasının kışları yaşadığı hicran
Paskalya konuklarının Bymarka nın sessizliğini bozuşu
o kentin mutlu çocuklarına çok şey söylemezdi

esen yelde çınlayan halk ezgisi
Fosen feribotunun karanlık körfez sularını köpürterek limandan ani ayrılışı
ışıl ışıl süslenmiş Olav Tryggvasson caddesinin noel coşkusu
limanda somon kasalarına karışan sık nefesler
terk edilmiş bir babanın ezilişi
o kentin kadınlarına bir şeyler söylerdi

ve bunların hepsi
bin yıllık bu kentin unutulmuş yaşlılarına
neler söylemezdi...
Sensin değil mi
o cadı kazanını çeviren kadın
O ... sen, Nypan
yüzün simsiyah olmuş
o ilacı yapamadan değil mi

sensin değil mi
dikenli yollarda yürüyen genç
O ... sen, Kubilay
yüzün kıpkırmızı olmuş
Ata yı bulamadan değil mi

sensin değil mi
o ormanda yürüyen adam
O sen, Hikmet
ne kadar da yaşlanmışsın
bozkırları bulamadın değil mi

sensin değil mi
o gülümseyen adam
O ... sen, Adnan
yüzün mosmor, gözlerin kan çanağı
anlayamadın değil mi

sensin değil mi
o doğruların peşindeki ..........
O ... sen, Uğur
biraz toparlanmışsın
hazmedemediler değil mi

epey kalabalık burası
ne yapalım? biraraya gelmişken
söyleyin hep bir ağızdan.... burası serbest !

DÖNELİM ......
DÖNELİM ....

D Ö N E L İ M
Yazın bahçe çiminde
güzün camın dibinde
kışın keşler ininde
uzanırdı berduşlar

bingo oynanan salonda
belediye sarayının yanında
at koşusunun önünde
lak lak ederdi berduşlar

loş barların köşesinde
eski liman kahvesinde
kilisenin bahçesinde
zıkkım içerdi berduşlar

gar helasının ardında
huş ağacının altında
mapushane damında
duman çekerdi berduşlar

sinemanin önünden
buzlu kaldırımın birinden
kum serpilmiş yerinden
geçip giderdi berduşlar.

Google Reklamları