Fazıl Hüsnü Dağlarca Şiirleri
Google Reklamları



İlaç Rehberi

Hangi mahallede imam yok,
Ben orada öleceğim.
Kimse görmesin ne kadar güzel,
Ayaklarım, saçlarım ve her şeyim.

Ölüler namına, azade ve temiz,
Meçhul denizlerde balık;
Müslüman değil miyim, haşa,
Fakat istemiyorum, kalabalık.

Beyaz kefenler giydirmesinler,
Sızlamasın karanlığım havada.
Omuzlardan omuzlara geçerken sallanmayayım,
Ki bütün azalarım hülyada.

Hiçbir dua yerine getiremez,
Benim kainatlardan uzaklığımı.
Yıkamasınlar vücudumu, yıkamasınlar,
Çılgınca seviyorum sıcaklığımı...
Bu yaz günü çıplağız doğada
Ayaklar düşünceler geçmişler. . . Çıplağız.

Bir ak yuvarlak içinde bir uzun yuvarlak,
Yok analardan yeni doğmuşcasına çıplağız.

Sıcaklığı uzakların seslenir bitmez tükenmez uykusundan,
Ama yer altındaki kayalar uyanıklığında çıplağız.

Ölçülerimiz bir damlanın, bir yıldızın ölçülerine dek
İkigen, üçgen. . . On bin gen çıplağız.

Az sonra ulu sevgiye gireceğiz sanku,
İşte çıplağız.
Uyusun da büyüsün
derdin büyüdüm anne.
Bana o ak sütünden
Verdin, büyüdüm anne.

Uykuma yıldızları
Serdin , büyüdüm anne.
Anne güzelliğine
Erdin, büyüdüm anne.
Oynasak
Biri yıldız olsa
Biri ben olsam.

Oynasak
Gelse gecenin biri
Çağırsak gündüzün birini
Biri ben olsam.

Oynasak
Alsam yeni doğan çocuğun sesini
Götürsem
Yıldızın birine
gece kocaman gece, çıt yok,
sarılmıştı herşey, birbirine değen herşey, beze.
Bir düğme iliği bol gelse, bir ses çıkarsa
içlerinden haykırıyorlardı: sus be geveze.

Gece kocaman gece, çıt yok,
duyuluyordu ağaçların, otların içindeki öz.
6 memetler sade kulak
6 memetler sade göz

gece kocaman gece, çıt yok,
en uzak yıldız ışıkları bile ses sanki,
ahrette gibiydiler
ölmüştü sessizlikle herkes sanki.
Onların bu ince bileklerini sen
Apak
Apak biraz esmer
Apak biraz esmer biraz sarı
Bu ince bileklerini
İncitecek misin

Bir gece duvağını kaldırmış
Gürbüz bıyıklarına kocasının
Sıcak göğsüne
Gül pembe yüzüne ova dağ
Erkek yalnızlığını getirmiş bir gece
Bu ince bileklerini
İncitecek misin

Akşamlara dek
Kazma kürek tuğla kerpiç
Bu
İnce
Bileklerini
İncitecek misin

Çiçek tutmuş
Kuş tutmuş ha
Arpa buğday tutmuş
Anasının karanlığına bir kazıda
Kara toprağı tutmuş
Bu ince bileklerini
İncitecek misin

Kocaman göklerine senin
Ulaşamaz
Taşıyamaz ulu sessizliğini
Verdiğin aldığn güzelliği kaldıramaz netse
Sen ub ince bileklerini onların söyle Tanrım söyle
İncitecek misin
Kardaş, senin dediklerin yok,
Halay çekilen toprak bu toprak değil.
Çık hele Anadoluya,
Kamyonlarla gel, kağnılarla gel gayri,
O kadar uzak değil.

Çamı bitmiş, kavağı azalmış,
Gamla örtülü bayırlar, çıplak değil.
Yedi ay kıştan sonra,
Yaşeren senin yaşamındır,
Yaprak değil.

Yersin, içersin sofrasından, üçyüz senedir,
Kuvvetlisin ama kuvvet hak değil.
Bakımsızlıklarla göcüp gitmiş bir cihan,
Mevsimler soğumuş, sular azalmış,
Buğday, Selçuklulardan kalan başak değil

Parça parça yarılmış öküz ardında,
Parmağı üç pare, tırnağı ak değil.
Utanır elin ayağın,
Korkarsın yakından görsen.
Eli el değil, ayağı ayak değil.

Gün doğar, tarla kuşları uçuşurlar,
Ağır bir aydınlık, bildiğin şafak değil.
Öyle dalmış ki yüzyıllar süren uykusuna,
Uyandırmazsan,
Uyanacak değil.

Dertle, sefaletle yüklü,
Siyah leşlerle kararmış, berrak değil.
Çağlayan ne,
Akan kim,
Kızılırmak değil.

Kardaş, görmüyorum ama hala duyabiliyorum
Geçmiş zamanlar geleceklerden parlak değil.
Vakte şahadet edercesine yükselmiş,
Akşam parıltısından, büyük zaferler üzerine,
Dağlar dalgalanmakta, bayrak değil.

Google Reklamları