Gaflet beni her geçen gün yaralar,
Gafil olana bakar da ağlarım.
Çaydan nasipsiz kalmışsa dereler,
Dereye yaşım döker de ağlarım.
Aşığım insanlığın her ferdine,
Laz´ına, Çerkez´ine ve Kürt´üne,
Allah için mahlukatın derdine,
Gece gündüz ah! çeker de ağlarım.
Gönül koymadımsa dünya malına,
Gem vurdumsa nefsin her arzusuna,
Çoraklaşan bu amel tarlasına
İman tohumu eker de ağlarım.
Düşmüşüm çark-ı feleğin bendine,
Hikmet sorulur mu Hakk´ın hükmüne?
Nasip buymuş deyip kendi kendime,
Kadere boyun büker de ağlarım.
Yanardağ gibiyim, durmaz kaynarım,
Bilmem nasıl ola ahret fermanım?
Hakk´a aşina amelim, üryanım,
Dikecek yerde söker de ağlarım.
Yıllarca yalan dünya sarayında,
Muhammed ümmetinin kervanında,
Günde beş vakit Hakk´ın divanında,
Eriyen mumum, akar da ağlarım.
Yanıkoğlu gurur senin neyine,
Kalmaz dünya ağasına, beyine,
Virane olmuş gönül kalesine,
İman bayrağı diker de ağlarım.
Erzururm, 30 Nisan 1998.
Gafil olana bakar da ağlarım.
Çaydan nasipsiz kalmışsa dereler,
Dereye yaşım döker de ağlarım.
Aşığım insanlığın her ferdine,
Laz´ına, Çerkez´ine ve Kürt´üne,
Allah için mahlukatın derdine,
Gece gündüz ah! çeker de ağlarım.
Gönül koymadımsa dünya malına,
Gem vurdumsa nefsin her arzusuna,
Çoraklaşan bu amel tarlasına
İman tohumu eker de ağlarım.
Düşmüşüm çark-ı feleğin bendine,
Hikmet sorulur mu Hakk´ın hükmüne?
Nasip buymuş deyip kendi kendime,
Kadere boyun büker de ağlarım.
Yanardağ gibiyim, durmaz kaynarım,
Bilmem nasıl ola ahret fermanım?
Hakk´a aşina amelim, üryanım,
Dikecek yerde söker de ağlarım.
Yıllarca yalan dünya sarayında,
Muhammed ümmetinin kervanında,
Günde beş vakit Hakk´ın divanında,
Eriyen mumum, akar da ağlarım.
Yanıkoğlu gurur senin neyine,
Kalmaz dünya ağasına, beyine,
Virane olmuş gönül kalesine,
İman bayrağı diker de ağlarım.
Erzururm, 30 Nisan 1998.
Ferat GENÇ
Yeter artık uyuşukluğunuz,
Gün ağarıyor, şafak söküyor,
Uyan ey ülküdaşım uyan!
Bu uyanış; yeniden hortlayan
Geçmişin karanlık düşlerine dur diyecek!
Bu uyanış; sokak, okul, fabrika ve belde huzurunu bozan,
Şehvet ve fakirlik istismarıyla insanlığı avlayan,
Sosyalizme, kapitalizme ve komünizme son verecek!
Bu uyanış; rüşvetin yerine adalet,
Zulmün yerine merhamet,
Küfrün yerine iman, batılın yerine hak,
Esaretin yerine hürriyet getirecek!
Yolumuz Dokuz Işık Yolu’dur, Hak yoludur.
Bu yol, zalimin zulmü karşısında
Mazlumu savunanların yoludur.
Bu yol, Altaylardan şahlanıp
Tuna’da atını sulayan akıncıların,
Viyana kapılarına dayanan ecdadın,
Alparslan’ın, Fatih’in, Yavuz’un,
Bize emanet ettiği yoldur.
Ne mutlu bu kutsal ülküyü kavrayanlara,
Ne mutlu bu uğurda can verenlere,
Ne Mutlu Ülkücü Türk Gençliğine!
Erzurum, 28 Aralık 1975.
Gün ağarıyor, şafak söküyor,
Uyan ey ülküdaşım uyan!
Bu uyanış; yeniden hortlayan
Geçmişin karanlık düşlerine dur diyecek!
Bu uyanış; sokak, okul, fabrika ve belde huzurunu bozan,
Şehvet ve fakirlik istismarıyla insanlığı avlayan,
Sosyalizme, kapitalizme ve komünizme son verecek!
Bu uyanış; rüşvetin yerine adalet,
Zulmün yerine merhamet,
Küfrün yerine iman, batılın yerine hak,
Esaretin yerine hürriyet getirecek!
Yolumuz Dokuz Işık Yolu’dur, Hak yoludur.
Bu yol, zalimin zulmü karşısında
Mazlumu savunanların yoludur.
Bu yol, Altaylardan şahlanıp
Tuna’da atını sulayan akıncıların,
Viyana kapılarına dayanan ecdadın,
Alparslan’ın, Fatih’in, Yavuz’un,
Bize emanet ettiği yoldur.
Ne mutlu bu kutsal ülküyü kavrayanlara,
Ne mutlu bu uğurda can verenlere,
Ne Mutlu Ülkücü Türk Gençliğine!
Erzurum, 28 Aralık 1975.
Nerdesin ey özgür hayatın tadı?
Sen bir parmak baldın.
Bu hayata dayanılmıyor, ülküdaşım,
Halâ ne diye rüyadasın?
Ne düğün kaldı, ne bayram,
Hainler hep Mao’ya Lenin’e hayran.
Ecdat yadigârı Anadolu’ya
Zakkum dikildiği çağdasın!
Aslanım, yiğidim, ülküdaşım,
Cenk marşı var pek yakında.
Bir iki şafak kaldı zafere,
Köslere daha, daha hızlı vurasın!
Düşündü mü, nedir seni ayakta tutan?
Ölmekten korkma, yenilmekten utan.
Gelecek nesle sen, vatan aşkıyla yanıp tutuşan,
Tarihe altın sayfalar ekleyen bir ecdat olasın!
Erzurum, 01 Ocak 1976.
Sen bir parmak baldın.
Bu hayata dayanılmıyor, ülküdaşım,
Halâ ne diye rüyadasın?
Ne düğün kaldı, ne bayram,
Hainler hep Mao’ya Lenin’e hayran.
Ecdat yadigârı Anadolu’ya
Zakkum dikildiği çağdasın!
Aslanım, yiğidim, ülküdaşım,
Cenk marşı var pek yakında.
Bir iki şafak kaldı zafere,
Köslere daha, daha hızlı vurasın!
Düşündü mü, nedir seni ayakta tutan?
Ölmekten korkma, yenilmekten utan.
Gelecek nesle sen, vatan aşkıyla yanıp tutuşan,
Tarihe altın sayfalar ekleyen bir ecdat olasın!
Erzurum, 01 Ocak 1976.
Tutuldu gönlüm yine bir güzele,
Gezmek isterim onunla el ele.
Yanar olmuşum aşkla, sevda ile,
Tozmak isterim onunla el ele.
Anıyorum geçen günlerimizi,
Onca yaşanmış anılarımızı,
Kader tabelasına aşkımızı,
Yazmak isterim onunla el ele.
Yaşamak güzel şey sevgi olunca,
Gönüle bir güzel aşkı dolunca,
Aşk bağının gülleri kabarınca,
Dermek isterim onunla el ele.
Aşk şarabı sevgimizin rumuzu,
Onunla yıkadık biz ruhumuzu,
Yıllar sürecek mutluluğumuzu,
Görmek isterim onunla el ele.
Razıyım, bedenim olsun bin pare,
Yine vermem sevdiğimi ellere,
Aşkımızı kıskananları yere,
Sermek isterim onunla el ele.
Ateş olur onsuz yerim durağım,
Kavuşmazsak alemi sarar ahım,
O yaşadıkça yaşayan Ferat’ım,
Ölmek isterim onunla el ele.
Erzurum, 06 Temmuz, 1976.
Gezmek isterim onunla el ele.
Yanar olmuşum aşkla, sevda ile,
Tozmak isterim onunla el ele.
Anıyorum geçen günlerimizi,
Onca yaşanmış anılarımızı,
Kader tabelasına aşkımızı,
Yazmak isterim onunla el ele.
Yaşamak güzel şey sevgi olunca,
Gönüle bir güzel aşkı dolunca,
Aşk bağının gülleri kabarınca,
Dermek isterim onunla el ele.
Aşk şarabı sevgimizin rumuzu,
Onunla yıkadık biz ruhumuzu,
Yıllar sürecek mutluluğumuzu,
Görmek isterim onunla el ele.
Razıyım, bedenim olsun bin pare,
Yine vermem sevdiğimi ellere,
Aşkımızı kıskananları yere,
Sermek isterim onunla el ele.
Ateş olur onsuz yerim durağım,
Kavuşmazsak alemi sarar ahım,
O yaşadıkça yaşayan Ferat’ım,
Ölmek isterim onunla el ele.
Erzurum, 06 Temmuz, 1976.
Kendim gurbetteyim ama gönlüm Melet’te,
Bir sarhoşum, sanmayın sakın başım dertte,
Bir ferman yolladım size kahpe felekte,
Aldınız mı? Yaz be gardaş, n’olur çabuk yaz!
Bilmiyorum, mevsim bahar mıdır, yaz mıdır?
Ferhat için dağlara yol vurmak az mıdır?
Önümdeki yollar hep sarp, yoksa düz müdür?
Gördünüz mü? Yaz be gardaş, n’olur çabuk yaz!
Deli gönlüme taze bir fidan dikildi,
Kaderime yepyeni bir sayfa açıldı,
Çözmek istedim amma, gözlerim bozuldu,
Çözdünüz mü? Yaz be gardaş, n’olur çabuk yaz!
Gönül manzarası hem çok güzel, hem ayaz,
Çifte mızrap vurdum, yine ötmüyor şu saz,,
Söyle gardaş, söyle neler olacak bu yaz?
Bildiniz mi? Yaz be gardaş, n’olur çabuk yaz!
Dünden gülmedim, acep şimdi güler miyim?
Yoksa talihsiz, zavallı bir fener miyim?
Ne dersiniz, gece yarısı söner miyim?
Sordunuz mu? Yaz be gardaş, n’olur çabuk yaz!
Her candan seven yine candan sevilir mi?
Yoksa yadırganıp ardından sövülür mü?
Aşkın ateşiyle yananlar dirilir mi?
Duydunuz mu? Yaz be gardaş, n’olur çabuk yaz!
Seven sevdiğince de sevilir mi dersin?
İstemem açılan güller sararıp solsun,
Dilerim çizdiğiniz yol hayırlı olsun,
Çizdiniz mi? Yaz be gardaş, n’olur çabuk yaz!
Bunları söyleyen Yanıkoğlu Ferat’tır,
Duyduklarınız yalan değil, hakikattır,
Melet benim için çözülmez bir meraktır,
Çözdünüz mü? Yaz be gardaş, n’olur çabuk yaz!
Ferat GENÇ, Erzurum, 05 Aralık 1976.
Rastlamadım bu dünyada eşine,
Düşmüş giderim yıllardır peşine,
Mücevher olup sarılsam dişine,
Yine sade bir iş olur sevdiğim.
Gün ağarırken bizim yayla, köyde,
Engel olmaz bize ne dağ, ne belde,
Uğruna ölsem Melet, Karagöl’de,
Yine hepsi bir düş olur sevdiğim.
Güneş doğdu, bahar geldi özüme,
Bir çiçeksin baharıma yazıma,
Yıllarca konuk olsam Erzurum’a,
Yine bir gün dönüş olur sevdiğim.
Mah cemalin her an karşımda sanki,
Haşa, kavuşmazsak son seher vakti,
Bin kere ölsem de sensiz inan ki,
Ferat’a mezar kış olur sevdiğim.
Erzurum, 12 Temmuz 1976.
Düşmüş giderim yıllardır peşine,
Mücevher olup sarılsam dişine,
Yine sade bir iş olur sevdiğim.
Gün ağarırken bizim yayla, köyde,
Engel olmaz bize ne dağ, ne belde,
Uğruna ölsem Melet, Karagöl’de,
Yine hepsi bir düş olur sevdiğim.
Güneş doğdu, bahar geldi özüme,
Bir çiçeksin baharıma yazıma,
Yıllarca konuk olsam Erzurum’a,
Yine bir gün dönüş olur sevdiğim.
Mah cemalin her an karşımda sanki,
Haşa, kavuşmazsak son seher vakti,
Bin kere ölsem de sensiz inan ki,
Ferat’a mezar kış olur sevdiğim.
Erzurum, 12 Temmuz 1976.
Nasıl anlatsam perişan halimi,
Gözden akıttığım yaştan sor beni.
Yitirmisen eğer akl-ı selimi,
Vicdanına değil, taştan sor beni.
Peşinde harcadım gençlik çağımı,
Sayamaz oldum saçımda ağımı,
Tipi, boran sarmış gönül dağımı,
On iki ay süren kıştan sor beni.
Seninle gülmedim, sensiz de gülmem,
Vefasızlığa sebep nedir, bilmem,
Hayırsız olsan da ben seni silmem,
Rüyalarda ara, düşten sor beni.
İnsan olan bir can gönül yıkar mı?
Hipokrat yeminli canı yakar mı?
Evlat yarasından hiç kan akar mı?
Hançer vurduğun şu döşten sor beni.
Geniştir bağrım ne koysan dolamam,
Her ne yapsan da ben sensiz olamam,
Kanadı yok kuşum, menzil alamam,
Her kanatsız uçan kuştan sor beni.
Her yüz utanır bir gün dediğinden,
Seven hiç vazgeçer mi sevdiğinden,
Yanıkoğlu tat almaz yediğinden,
Boğazımda kalan aştan sor beni.
Erzurum, 15 Eylül 2006.
Gözden akıttığım yaştan sor beni.
Yitirmisen eğer akl-ı selimi,
Vicdanına değil, taştan sor beni.
Peşinde harcadım gençlik çağımı,
Sayamaz oldum saçımda ağımı,
Tipi, boran sarmış gönül dağımı,
On iki ay süren kıştan sor beni.
Seninle gülmedim, sensiz de gülmem,
Vefasızlığa sebep nedir, bilmem,
Hayırsız olsan da ben seni silmem,
Rüyalarda ara, düşten sor beni.
İnsan olan bir can gönül yıkar mı?
Hipokrat yeminli canı yakar mı?
Evlat yarasından hiç kan akar mı?
Hançer vurduğun şu döşten sor beni.
Geniştir bağrım ne koysan dolamam,
Her ne yapsan da ben sensiz olamam,
Kanadı yok kuşum, menzil alamam,
Her kanatsız uçan kuştan sor beni.
Her yüz utanır bir gün dediğinden,
Seven hiç vazgeçer mi sevdiğinden,
Yanıkoğlu tat almaz yediğinden,
Boğazımda kalan aştan sor beni.
Erzurum, 15 Eylül 2006.