Fikret Ak Şiirleri
gökyüzü griye çalıyordu
ve hüzün kokuyordu sokaklar
demli bir istanbul sabahındaydı günüm
istanbul ağlamaya duruyordu

ıslak kaldırımlarda yürüme çabasıyla ıslanırdı tenimiz
ellerimiz cep genişliği kadar özgür

gökyüzü griye çalıyordu
usul usul gözyaşı kokuyordu
istanbul
ve ağaçlar hüzün döküyordu yaprakla toprak arası
demli bir istanbul sabahıydı günüm
istanbul hüzün kokuyordu

yarı ayık bir sabahtı
üşümeye durmuş titrek bir istanbuldu hayat
oysa istanbul demli bir çay kokusuydu
ve yağmur içiyordu hayat

gökyüzü griye çalıyordu
vakit dardı
ve çamur deryasına bulaşmama amacıyla uzanırdı adımlarımız
istanbulda bir sonbahar havasıydı
demli bir istanbul sabahıydı günüm
istanbul hıncını döküyordu usul usul

ıslak kaldırımlarda yürüme çabasıydı adımlarımız
ve bu çabayla ıslanırdı tenimiz
cep genişliğimiz kadar özgür ellerimiz

ve adı kalabalık kendi yalnız şehirdi istanbul
gökyüzü griye çalıyordu
istanbul ağlıyor, ağlıyordum
nemli bir istanbul sabahıydı günüm.

HER GÜGÜN BAŞLANGICI
VE BİTİŞİ GECENİN
YENİ BİR YARINA GEBEDİR
BU YÜZDEN HER SABAH BİRAZ GECE
HER GECE BİRAZ SABAHTIR

BİLİNİRKİ YARIN UMUTTUR
UMUT İSE YAŞAMAK
BİR GÜNDE OLSA YAŞAMAK

HER YAŞAM DA BİR ÖLÜM
HER ÖLÜMDE BİR YAŞAM SAKLIDIR
İŞTE BU YÜZDEN HAYAT
BİLE BİLE YANILMAKTIR..
biz ölümlerde büyüdük gülüm
zindanda tükenmez işkencelerde
gündüzü yok gecelerde büyüdük
budandık gencecik fidanlardık
.....
oy öleydim ben
bize kısmet oldu beter yaşamak
mıh gibi çakılmışım duvar dibine
iliklerime dek işlemiş çirkef karanlık
dışarda kaç zemheri kaç çılgın bahar
nice sevda hasret ve hayınlıklar
genzimde yasemen kokusu vazgeçemediğim
dilimde fırat kenarında yüzer kayıklar
anam ağlar bacım beni sayıklar
koca ırmak
yine deli deli akıyor biliyorum
bir oğlum olsun isterdim adı fırat
delikanlı mert illa da asi
......
dombazda
iyi hatırlıyorum bir yaz günüydü
babam filinta endam bıyıkları yeni terlemiş
anam iki canlı bir peri
ve kardeşlerim ve ben
umuda öte yakaya yol almıştık
Bingöl´e doğru
azığımız üzüm ve ekmek
babam doyulmaz şiirler okumuştu
Çöltepe´li Abdurrahman´dan
anam bababam ve üç kardeşim yok şimdi
gönlüm biçare darmadağın yüreğim
......
ağlama göz bebeğim kurban olduğum
sil gözlerini
ölümün yolu daha çok uzun
artık saymıyorum geçen günleri
biz ölümlerle büyüdük
hasretlerle elbet yaşarız
yazacak bir şey yok
ortalık sakin
güvercinler dolanıyor
nehir boyunda
dicle usul usul akıyor
sinemada kuyruk var
çarşılar kalabalık tamam
tutmuş yarin elinden delikanlı
ölümüne sevdalı
havada bulut yok
kavruk bir sıcak
diyarbekirin dar sokakları
demir kapı taş avlusu
közde ciğer kokusu
tas tamam
yazacak bir şey yok
keyfim yerinde
diyarbekir
nazlı bir güvercindir şimdi
açarak kanatlarını ağaran güne
ve kırpıştırarak yemyeşil gözlerini
sıyrılmakta mahmurluğundan
gökte ay yine yalnız ve sevecen
gülümsüyor sıcağa gebe güne inat
dicle bildiğin gibi
öyle mahzun akıyor
bir başıma uykusuz umutsuz kederli
seni düşünüyorum
kaçamadım gözlerinden bebeğim
yanmış gitmişim nipparn misali
direndiğimde sevdana söylemiştin hani
bil ki
sevda çalmaz kapısını yüreğinin
gidin başımdan gidin
öyle kolay değil unutmak
hasret ne rakı şişesi zulada saklı
ne de halis bitlis tütünü altın sarısı
mahpustayım afat yangınlardayım
sardığım umudum sardığım sevdam
kar etmez yiğitlik kanlı pusuda
ne de asiliğin derin uykuda
nafiledir beter eşkıyalığın
hayındır teselli götürmez hasret
sen pattaya’da bir kara babon
ben diyarbekir’de bir mahzun mehmet
Bakmak bir fiil...
Göz göze / Göre göre
Fail olur...
Paralelde çalışan tren yolu /
Sor bakalım /
Solun sağını alıp /
Güneşde yanıp
Diğerine
Gölge olmaz mı...
Sol elim olmasa
Alkış bile zor
Olmasa kavga / Aşk başlar mı
Başın bir sonu yok mu
Hangi adım geride ki
Kalan ileri gitmedi...
Gitmek bir fiil
Göz göze / Göre göre / Fiil
Fail olur...