Hamdi Topçu Şiirleri
O kavşaklarında haylaz ıslıkların
Tarandım ve güllendim
Tenimde mersin kokusu
Ağzımda çağla tadı
Duruldu serpilişim
Konuş benimle

Güneşim ol ilkyaz bahçelerimde
Ay ışığım körfez körfez
Kuzey gecelerimde sonsuz
Kar açıyor ağaçlar
Ve kuşlar selamsız sabahsız
Geçip gidiyor denizaşırı
Yalnız, yorgun, içedönük
Çığlık çığlığa suskunluklarım
Konuş benimle

Konuş benimle
Unutulmuş giz
Suyu çekilmiş ırmaklar gibi
O yalan gülüşlerin çırağı
Ve ustası acıların
Ve kıyıcığında sevmelerin
Ve sevilmelerin ardıl
Ve İzmir aydınlığı
Ve yüreğimi ayartan imbat
Dilimi özledim
Konuş benimle

Teri buz, sevdası bahar
Daha doruklara çok var
Derken ömrümüz,
Ulaşır uçurumuna;
Biter dağ...
Bora diner,
Kor küllenir birden.
Ne suda tat,
Ne çiçeklerde koku, renk;
Ne de bir ışık
Sırlarımızı sakladığımız odalarımızdan.

Herkesin bir dağı vardır,
Her kuş kendi çevrenine uçar.
Nice sürüklese de bulutları rüzgâr,
Yağmur yine kendi toprağına yağar.
Billur bir suydu gülüşün,
En uzun gecelerimde
Akar hâlâ.

Seni uyanmıştım,
Mevsimsiz bir sabaha.
Saçlarını tarar parmaklarım,
Geçmiş zaman aynalarında hâlâ.

Dünsüz, yarınsız,
Yaşanan an rüzgâr.
Yelesinde Anka,
Bozkır yorgunu bir doru tay
Ve kanallar boyu yıkanırdı zümrüt
Aşk.

Sen avare ıslıklarım,
Sen uçurtmalarımın sesi,
Ballaşan yemiş,
Kokulaşan gül,
Tadın ve terin,
Kanat çırpar
Yörük ruhumda hâlâ.


Ne bir hüzün, ne de gözyaşı
El sürmeden kaktüslere,
Sislenmeden günce,
Çekip gidecektik
Bir yabancı gibi;
Gittik.

Seni uyanmıştım,
Billur bir suydu gülüşün.
Adın alazlanıyor,
Küller arasından hâlâ.
İnadına aşıyor Kafdağını Simurg,
İnadına dönüyor doğduğu yere somon,
Bir çocuk taş sektiriyor denizde,
Kor üstünde gezerken semender,
İnadına inadına çoğalıyor Mansur.

İnadına uzatıyor gagasını rüzgâra Kaknüs,
İnadına azat ediyor kendini buhur,
Her sevişme vaktinde gölgem,
Nice bin gölgeyle buluşuyor,
İnadına inadına yankılanıyor kulaklarda sur.

Ansam göz pınarlarına sığınıyor inadına,
İnadına arıyor Belkıs’ını Hüdhüd,
Nergislere bakıp bakıp
İnadına dönüyor güneşine yıldız,
İnadına inadına ölçerse de ateşi Nemrut,

İnadına gülüyoruz sırılsıklamken ayrılıklarla,
Ceylanlar misali süzülüyoruz su başlarına:
Tedirgin, ürkek; mağrur...
Dilimiz tuza yatırılsa da dar zamanlarda,
İnadına inadına göç düzüyor yörük ruhumuz...

Bulut ol, inadına ağ yamaçlara sen de,
Yağmur ol, inadına çisele,
İnadına, inadına ebesi ol sedefin,
Minele ve kutsa sözünü,
Kapın sevdalara açılırken, hamsinde...
Haydi gülümse
Ve tutun "şimdi"ye
Gözbebeklerindeki ışık
Yüreğindeki yekiniş
Umuttur
Yemişi çağla,
Goncası mercan pembesi

Sokuluver koynuna akşamleyin
Tekmili birden düşlerinin
Dündeki düne kalsın, yarınki sana
Umurunda olmasa da kimseciklerin.

Bir elmayı dişle,
Ekşimtırak...
Bir sümbülü kokla,
Mavi...
Nakışlarken somaki mermerleri
Bir de ıslık çalabiliyorsan hani
Körpe bir gelin kınasıdır
Siner günlerine
Vazgeçilmez aşklar gibidir yaşamak.
Yükün ha inci olmuş, ha çöl kumu
Payına düşen yoldur, yük değil.

Yıkansan karla boranla,
Ebabilden kanat alsan;
Dönüş, hasret yazar defterine
Ödemeye sermayen yetmez.

Sen de kendi kervanının yolcususun
Senin de güneşin yalnız sana doğar,
Sesin ve nefesin çatağındaki devinim
Zaman tanrısının sana bağışladığı kadardır.

Azalır kervan; yol çetindir, çığlık kısa
Biraz daha yalnızlık ekleyip yüke
Bir dikili taşa emanet edilirsin.

Kervan, hayatı hayata bağlamaya devam eder.
Darası yok bu söylencenin
Dile düşmemiş sözcüklerle gönderdim
Alıcısı belli, postacısı belli sözlerimin.

Çitlembik çekirdeği tadıyız ,
Sizin dudaklarınız kumkumalarda
Post üstünde arı sütüsünüz;
Biz kızılcık şerbeti, dar yokuşlarda!

Büyüyor elleriniz tomurcuklandıkça dal
Yanardağlar ayartmalarınıza hazır
Kumullar, rüzgârlarınızın emrinde
Biz kitaba alınmamış şiirler gibiyiz
Bir aksak buluta yüklemişler
Yağmurumuz kekeme, meyvemiz evinsiz.

Ömrümüze sığmayan masallar anlatırsınız
Devler, gulyabaniler, kırk haramiler.
Söz anlamaz düşlerimiz
Filizkıranlarla delik deşik
Kör kuyularınızda kandil olmuşuz
Mezesi bol sofralarınızda
Şerefe içersiniz , şerefsiz...

Evleriniz alıcı kuşların yuvalarına benzer
Kırk kapıda kırk kilit
Yine de kuşku kıskacında uyursunuz
Bizim korkumuz kalp suskunluğudur
Serenatların en içtenini söyleseniz de
Bize yanık bahar, kırık yaz bağışlarsınız.