Mahmut Ayaz Şiirleri
beni bekleme
acılar ve hüzünler bıraktım ardımda
anlaşılmayan ve yalansız sözcüklerimi
çürüyen gözlerimi, yalnızlığımı bıraktım sana
sen dudaklarımda ay ışığı bir ıslıksın
ayak izlerimin kaldığı İzmir sokaklarında

ağlamanın ayıbını taşıyan gözlerimde gözlerinin izleri
utançlı ve felçli ellerimde ellerinin izleri kaldı
başka da hiçbir şey

beni bekle.
Cinnet gecelerimin en umutsuz yerinde
içimdeki
o militan kız
karanlığımda binlerce yıldız olur
tutar elimden yavaşça karanlığımdan çıkarır
sessiz sedasız
karanlığıma dolan binlerce yıldız
ah o içimdeki militan kız.
Yenilmişliğimi sığdıramadığım yüreğimle delirdim
ben sarmaşıklar diktikçe yüreğime onlar yoldular
karanfiller kanadıkça iyileşmez bilirim
aşka uzanan uzun yürüyüşte yoruldum
yaramı bir sır gibi gizledim yüreğimden vuruldum
karanfiller kanadıkça iyileşmez bilirim
çocuksu özlemlerim düşlerime üşüşmüşler
düşlerimdeki bütün kuşlar ölmüşler
sevgilinin düşleri kanar yüreğim acır
karanfiller ayaklanarak kanadıkça yüreğime usulca
her şafak vakti bir çocuk büyür yüreğimde gizlice
ben kendime ölürüm
gözlerimde çığlık ve buğu
ben kendime ölürüm
-Deniz Gezmişe -

Sen ey aşktan hüküm giyen haşarı delikanlı
Bir 6 Mayıs sabahı
yüreğindeki sevdayı ölümün suratına haykırıp
Arkada bir tarih bırakarak çekip giderken
sevdalı ölümünü gören
bir güvercin çırpındı telaşla
çığlık çığlığa çırpınarak ve havalandı
Güller kanadı ( 1 )
gökyüzüne kan bulaştı, büsbütün kuşlar ağladı

"Bir gülün çevresi dikendir, hardır
Bülbül gülün elinden ahuzardır
Ne de olsa kışın sonu bahardır
Bu da gelir, bu da geçer ağlama." ( 2 )

Sen ey aşktan ölüme bir tarih yazarak bir sabah vakti
Denize lirik bir şiir gibi asılan haşarı delikanlı
sen çırpınırken darağacında
gökyüzüne telaşla çırpınan güvercin
senin türkünü yaydı kanayarak
ne de olsa kışın sonu bahardır
o baharın da sahibi vardır
o baharda aşkın tarinini yeniden yazacağız
biz kuşlara söz verdik
haşarı delikanlı.

--------------------------------------------------------------------------------
(1) -Deniz asılırken yaşanan gerçek bir olaydır. Hapishane bahçesi kasuetli
bir sessizlik içerisindedir. Denizin ayaklarının altındaki tabure tekmelendiğinde,
Denizin o iri bedeni boşluğa küt diye düşer. İşte bu esnada, o ağır sessizlikte,
bu sesten ürken bir güvercin telaşla kanat çırparak havalanır.
Denizin avukatları bu olayı böyle naklederler.
(2) Deniz Gezmişin çok sevdiği ve sık sık söylediği türkü.
Yalnızlığım benim kimsesizliğim umarsızlığım
ıssız kentlerde kederli sürgünlüğüm
sabahsızlığım benim konkunç depresyonum
kalabalıklar ortasında üryan kalmışlığım
horlanmışlığım dışlanmışlığım örselenmişliğim
dağ başlarında umarsızca ağlamışlığım
yalnızlığm benim tükenmişliğim
konkunç celladım her gün yıkılmışlığım
yavan gündüzlerim cinnet gecelerim
aniden yaşlanmışlığım
her gün yeniden yavaş yavaş ölmüşlüğüm
tüketen ve kan ağlatan yalnızlığım ürkek celladım
dalgınlığım daralmışlığım çıkmaz sokaklarım melankolim
devşelen azgınlaşan korkunç yanlızlığım benim
kanserim habis urum hüzünlü yalnızlığım
korkunç celladım ölümüm benim
yalnızlığım... yalnızlığım benim.
Yağmurlarla gelirdin hep
bakışların daha bir hüzünlenirdi
yıllar oldu gözbebeklerinden öpmeyeli
biliyor musun hiçbir şey unutulmuyor
hele o sarışınlığının kokusu...
yıllar oldu... daha dün gibi ama
anıları kül edip gömemedim seni öldüremedim
yaşanmış şeyler yaşanmamış sayılmaz ki
gençliğimin en yaşanmış dilimini silemem ki
öyle çok şey öğrendim ki ama hep İzmirde
inançlarımın birer birer yıkılışını seyrettim çaresiz
şiirler artık iğreti, felçli ve şiirsiz
eskidikçe eksiliyorum kendimden uzaklaşıyorum
zaman geçmiyor sanki ben hep aynı yerdeyim
durmadan çoğalan uzlaşmaz çelişkilerdeyim
hangi kente kaçsam sen de gözüme kaçıyorsun
seni çoğaltırken içimde darmadağın oluyorum
o arkaik kentin bildik sokaklarında kayboluyorum
gözetlenen tenha sokaklarda sarışınlığını buluyorum
yalnızlığımız gizli sevişmelerimiz kederli akşalarımız
ve hüzünlü şarkılarımız yankılanıyor o kokulu körfezde
bıyıklarımı çekiştirip durunca sen de tırnaklarını kemiriyorsun
ne yazık artık birbirimize kızamıyoruz
bir aşkı yasallaştırmak ne zormuş meğer

ben seni ertelenmiş yaşanmamışlıklarla saklamıştım
paslı ve kanayan şiirlerde
paramparça uykularda buluyorum artık seni
ne denli sulasam da birer birer soluyor saksı çiçeklerim
birlikte dolaştığımız deniz kıyılarında
ölü martılar buluyorum artık ne tuhaf
okul duvarlarına yazdığımız yazılar silinmiş de
sahildeki ayak izlerimiz silinmemiş ne tuhaf
artık kan, gözyaşı ve keder bulaşıyor gecelere
şimdi gözlerin eskisinden daha hüzünlü
şimdi gözlerin eskisinden daha çekik ve dalgın
ağlamaklı ve umarsız gözlerine
öpücükler konduramıyorum ne acı
hep o dalgın ve hüzünlü gözlerine ağlarım
bir türlü tükenmeyen gecelerime çığlık çığlığa giriyorsun
çaldığım yaralı ıslıklar gözlerini anlatır hep
gözlerin hala ilk günkü gibi utangaç mı?
devriyeler gezer düşlerimde uykularım kana bulanır
dostlarımı şiirlerimde saklıyorum
gözlerin şiirlerimden çıkmıyor
o işgalci gözlerinin gönüllü kölesiyim

konkunç yanılgılar yenilgiler
kısır döngülerde tükeniyorum
çürümüşlüğün ortasında gözlerine tutunuyorum
-1-

Çığlık çığlığa bir çocuk koşuyor yüreğimde
koşma küçüğüm düşeceksin diyorum
boncuk boncuk ağlıyor; güvercinlerim yok,
uçmuşlar amca diyor
amcasının pır pır uçan kuşları gitmişler.

-2-

Çekik gözlü bir kız çocuğu
seszisce ağlıyor balkona oturmuş
avuçlarında kanlı bir güvercin
hıçkırarak; nolur amca bana güvercinimi geri getir
onu balkon demirlerine asmışlar, nolur amca
ben geceleri onsuz yaşayamam diyor
amcası kanla dolmuş, şaşkın, üzgün
buz gibi bir suratla susuyor.