Mehmet Akif Tiryaki Şiirleri
Ben zorluklarla motive edildim,
Kolaylık bana tad vermiyor.
Ben azlıklarla yetindim,
Bana bolluk fayda etmiyor.
Ben kimsesizlikle büyüdüm,
Dostluklar beni ilgilendirmiyor.
Ben sessizlikte uyudum,
Gürültü beni hoşnut etmiyor.
Ben kışın kartopu oynardım,
Yağmurlu geceler beni mutlu etmiyor.
Ben İstanbul´u severdim,
Başka yerler kâr etmiyor.
Sen neleri severdin?
Bunlar beni ilgilendirmiyor.
Ben şu anki benim
Mazi bugünü yaşamaya yetmiyor
Tiyatro yazarı bir arkadaşım vardı,
Cumartesi günleri kapımızı çalardı.
Çamaşırlarını alıp gelirdi bize,
Hem kendi yıkanır, hemde çamaşırlarını yıkardı,
Sene 1980 semtimiz o zaman Şişli, Pangaltı.
Sabaha kadar tartışırdık,
Ülkemizin meselelerini veya basit bir konuyu
Atardık ortaya,
Biterdi tartışma sabah şafakta.
Yatardık sonra ertesi gün tatil ya.
Çayımızı kaynatıp kahvaltının
Olmazsa olmazlarını yerdik,
Acaba biz de zengin olurmuyuz derdik.
Ama o zamanlar kalbimiz bu güne göre
Çok zengindi,
Bizim avukat Yalçın hin oğlu hin di.
Atardı bir konu ortaya,
Buldu bir yem, karşısında tiyatro yazarı var ya.
O da şimdi oldu eleştirmen, ezdirmezdi kendini,
Çok kısa cümlelerle anlatırdı derdini.
En sonunda küser giderdi,
Ertesi hafta kapı çalar, torbasıyla gelirdi.
Benden ödünç para alacağı zaman
Kız arkadaşı olduğunu anlatırdı,
Arkadaşının ismini asla vermezdi.
O şimdi ünlü bir eleştirmen, avukat bir büro tuttu,
Mesleğini yapıyor, ben gene esnafım,
Öbür arkadaş ünüversitede doçent oldu,
Arkadaşlığımız kayboldu.
Fakat onlar benim dostlarım olarak dimdik ayakta duruyor,
Apollo Fatih´in arkadaşını herkes
Haydar Paşa´nın gelini sanıyor.

Yıllar,
Aylar,
Günler,
Saatler,
Dakikalar,
Saniyeler geçiyor,
Bitti dediğimizde herşey
Yeniden başlıyor.
Hayat başlıyor, bitiyor.
Her yeni doğan bebek Allah´ın
Dünyadan umut kesmediğini belirtiyor.
Güneş doğuyor batıyor,
Hayat başlıyor bitiyor.
Sevgiler bitmiyor....

Dut ye bal ye
Akşama dut ye
Dut ye bal ye....

Tahta bir sergi,
İki ucunda birer insan,
Serginin içinde beyaz ve siyah dut,
Üzerinde ince bir tül perde
Tutmuşlar serginin uçlarından
Dolaşırlar İstanbul´un sokaklarında.

Arkasından macuncu geçer,
Darbuka çalıp, renkli macun satardı.
Arkasından yoğurtçu amca pala bıyıklı,
Önüne bakar, yoğurdunu satardı omzunda.

İkindi vakti,
Dut ye bal ye
Akşama bal ye..

Akşam önemlidir eski İstanbul evlerinde.
Baba işten döner eve gün batarken,
Beraber yemek yenir,
Aynı odada beraber vakit geçirilir.

Ara sıra komşular gelir veya
Komşulara gidilir,
Tek odada soba yanar, rüzgarlı gecelerde tüterdi.
Dutlar yenir,
Bozacı geçer,
Kar yağar, sıcak bir soğuk olurdu,
İstanbul geceleri.

O zamanlar anneanneler, babaanneler de yaşardı,
Bereketliydi bizim ev
İki tane babaannemiz vardı.
Babam gündüz kumaş satar,
Gece ibadet yapardı.
Peygamber Efendimiz(s.a.s)
Hira dağında, rabbisine ibadetle meşgul durdu,
Hira dağı Mekke´de Beytullah´a iki saat
Mesafede dimdik dururdu.

Bir defasında gene ibadetle meşgul iken
Ya Muhammed(s.a.s) sen Resulullahsın hitabı ona erdi.
Efendimiz bu sesle hayret edip, ürperdi.
Sağa baktı, sola baktı kimseyi göremedi,
Yukarı bakınca Cebrail(a.s) çok heybetli,
Çok azametli sanki yerle gök arasını dolduruyor
Şeklinde gördü,
Bu görünüş Efendimize(s.a.s) dehşet verdi.
Efendimiz(s.a.s) titredi ve eve geldi,
-´Beni örtün ´ dedi.

Efendimiz(s.a.s) örtüsüne bürünmüş yatıyordu,
Cibrili Emin vahiy getirdi, ayet-i kerime bunu anlatıyordu:

Ey elbisesine bürünerek yatan,
Azı müstesna geceyi kalk.

İşte bu hitap tüm ümmetineydi,
Nice insanlar bu emirden habersiz,
Has yataklarında yatardı,
İnsan oğluna günde beş saatten fazla uyumak yaramazdı.
Tez yatıp tez kalksaydık, günde bir de
Muhasebe yapsaydık,
Kırılıp çanağımız dökülmezdi sütümüz yere,
Demezdik eyvah...
Başımız dimdik dururdu bi iznillah.

Eskilerden güzel bir yazar tanıyorum,
Onu her gün salı hariç anıyorum.
Öğreneceğim o kadar çok şey varki ondan
Anlattıkça anlatıyor, esirgemiyor okurlarından.

Bir de ençok sevdiği Köyceğiz´ini düşürmez dilinden
Pek de çabuk özler uçakla devamlı gidip geldiğinden.
Göztepe´yi dilinden hiç düşürmez,
Hayattan bıktığı hiç görülmez.

En önemli tenbihi aklımdan hiç çıkmaz,
-´Enseyi karartmayın´
Dertlerinizi de hiç yabana atmayın.
Artık bildiniz o yazarımızı değilmi?

Bize güç verir fıkraları, nesirleri,
Onunla hergün buluşmak ne büyük hazdır,
Türkiye´mde artık böylesi azdır.
Fikirlerin beni ilgilendirmiyor,
Lakin edebiyatın....bana ´gel gel´ diyor.

Teşekkür ederim tüm yazıların için zatına
Çok şey öğrettin vatandaşlarına ve de bana.
Yaşa sağlıcakla çocuklarınla,
Çetin Altan saygımız edebiyatına ve sana.
Derin bir hoca gemi ile
İlk seyahatini ediyordu,
Kaptana: -Bunu kullanmakta
Birşeymi? Diyordu.
Yaklaştı kaptana dedi
Selamun aleyküm, yolun açık ola,
Kaptan da selam verdi dedi sağol ağa.
Üç beş sohbet derken sordu derin hoca kaptana,
Sen nahiv ilmi bilirmisin?
Kaptan o ilmi ilk duyuyordu,
Karşısında derin bir hoca duruyordu.
Yok bilmedim onu hocam hiç,
Bize öğretmezler o ilmi,
Ben bilirim haritada yön çizmesini.
Eyvah dedi hoca senin ömrünün
Yarısı boşa gitmiş.
Bu söze kaptanın canı sıkıldı,
Kalbi burkuldu,
Hoca cahilliğini yüzüne vurdu.
Hava karardı, akşam oldu,
Başladı denizin dalgası artmaya,
Bu sefer kaptan sordu derin hocaya:
-Hocam sen yüzme bilirmisin?
Derin hoca dedi yüzme hiç gerekmediki bana,
Şimdiye kadar, nereden bileyim?
Eyvah dedi kaptan:-Hocam
Senin ömrünün hepsi boşa gitmiş,
Zira parçalanırsa tekne,
Yüzme gerekebilir.
İşte o zaman anlarsın bunu.
İnsan herşeyi yapmasada bilmeli,
Bildiklerini de başkasına öğretmeli.
Kimseyi bilmediği için küçümsememeli,
Almıştı hoca dersini,
Hiç çıkarırmı birdaha sesini.