Murat İnce Şiirleri
Google Reklamları



İlaç Rehberi

Hani sözlerde duvaksız gelin gibi dolaşan,
Hep kulak ardı ettiğimiz sevgi...
Nankör ruhlarımızda yarım,yamalak
Pazarlıklara sunduğumuz sevgi,
Ne kadar ucuz üretip,allayıp pullayıp
Körpelere can değil ruh acıtarak
Ömür yakarak sattığımız sevgi...
Adını camlara yazdığımız
Özünü sandıklara kaldırdığımız,
Bir elde kum...bir elde altın sevgi...
Lafı oldu mu aslan kesildiğimiz,
Kopyasını güzel çıkarttığımız,
Atıp tuttuğumuz,bizim sandığımız
Aslında ta en baştan yanıldığımız
Varlığımızın tek bestesi sevgi
Ödünç aldığımız...
Göz alabildiğine değil,
Akıl alabildiğine büyükken
Dilde beş para...un ufak ettiğimiz
Şimdi hikaye...
Şimdi masal...
BİR VARMIŞ...BİR YOKMUŞ SEVGİ…
Bir zamanlar bende çocuktum,
Uçurtma kuyruğu hayallerim vardı.
Bir zamanlar bende uçuktum,
Bilye rengi yarınlarım vardı.

Eski zamanlar vardı anne,
Sen akşamları dualar öğretirdin,
Gaz lambamız, birde gecekondumuz,
Fakirdik ama, zengin rüyalarımız vardı anne.

Bir bahçemiz vardı anne,
Hani içinde soğan yetiştirdiğimiz,
Birde kuluçkaya yatırdığımız tavuklarımız,
Birde hayaller kurduğum dut ağacımız ...

Sanki çilen yetmezmiş gibi, direten olmuştum,
Her çocuk gibi bir kardeştir tutturmuştum,
Çok geçmeden bir değil, bin bir DİLEK doğmuştu,
Yeni umutlarımız yarınlarımız olmuştu...

Hayat o yıllarda siyah beyaz akıyordu,
Komşuda Türk filmi izlemek için oğlun ne çok ağlıyordu,
Biliyorsun dizlerinden hiç düşmüyordu,
Aslında o yıllar gökkuşağı renginde kayıyordu ...

Evin çatısını daha yeni kapattırmıştık,
Babam bir taksi sevdası tutturmuş gidiyordu,
Hani fiyaka olsun diye değil,
Ekmek parası için evi satıp, kiraya çıkmıştık ...

İşte ne olduysa ondan sonra oldu,
Hayat senetli ipotekli soldu soldu,
Ankara dar gelmişti, göç şart oldu,
Dertlerin en zalim yeri sungurlu oldu ...


İlkokulun yokuşlu yolları ve siftahsız günler,
Halde bir sinema biletine tükenen geceler,
...ve perme perişan geçen en acı yıllar,
...ve Sungurlu, ah!... Sungurlu, diyarı dertler...

Çok dayanamamıştı, yalnız babam,
Çaresiz tası tarağı satıp tekrar Ankara’ya düştük,
O yıllarda Ayhan IŞIK solan bir kareydi,
Bizler darmadağın, ağlayan babam ...

Telsizlerde bir apartman dairesinin giriş katı,
Kim bilirdi en güzel günde sele kapılsın,
...ve suların arasına bilyelerim karışsın,
Defterlerimiz, üstümüz her şeyimiz çamura bulaşsın ...

Çok geçmeden sitelere, doğduğumuz yere taşınmıştık,
Dilek’li en güzel okul yıllarım o zamanlara tesadüf eder,
Her sabah aynı terane, dolmuşta iki kişi tek bilet,
...ve soğuk yollar, acımasız kaldırımlar, ağbi üşüdüm...

Yıllar takvim yaprağından bir bir tükeniyordu anne,
Yazlık sinemalar kapanıyor, umutlarımız ölüyordu,
Lunapark mevsimimiz, göz göre göre çürüyordu,
Tükenirken ömrümüz bodrum katlarında, yarınlar ölüyordu anne ...

Maalesef geleceğe hep ipotekli yarınlar bıraktık,
Kış günlerinde Dilek’le çok ama çok ip atladık,
Geçer mi bunlarda derken, sözde rahatladık,
Nedense Şimdi dünün özlemine daldık ...

Hiç yoktan darmadağın olduk anne,
Kimin aklına gelirdi bu zor anne,
Böyle mi olacaktı Ah!.. anne,
Bir parça huzur nerede anne?.. Nerede anne? ...
İnsan içinde.....
Yalnızlığın sağnaklarında..
Dertlerin sellerinde boğulmuşuz.
Farkında olmadan
Kalabalığın ortasında
TENHALARDA KALMIŞ
İçimize akmışız...
AH!..ULAN!AH!....
Doğrular içinde...
Yalanların taaruzunda kalmış..
İhanetlerin çirkefliğinde...Kaybolmuşuz..
Dikkat!..etmeden..bilmeden,
Şerefsizlere,kitapsızlara kalmış...
Yüreğimize zehir akıtmışız..
BATMIŞIZ....BATMIŞ...
AH!..ULAN!..AH!...
Allahsız...Kitapsızlar!...
Fani dünyada
Güzellikler içinde
Vicdansızlar tarafından yağmalanmışız..
Duygusuzların...ruhsuzluğunda...SİLİNMİŞİZ..
İNANMIŞIZ..ÖĞRENMEDEN..
VE....
ORTA YERDE KALAKALMIŞIZ
Kimseye üf!..etmeden...
Tüm benliğimizi paramparça etmiş
Bile bile kendimizi yakmışız..YAKMIŞ...
AH!..ULAN!..AH!...
Ankara’ya yine karanlık çöküyor
Günler esmer,esmer esiyor
Yüreğim ay çekirdeği yaprağında kaldı
Uzanıp yapraklarını okşamak istiyorum

.....Boşluğa az kaldı,nefesim tükeniyor,
Bu gece şafak nasıl sökecek bilmiyorum
Ankara’nın karanlığını sıyırıp güneşi görecekmiyim...
Yapraklar dokundurmuyor yürek eğmiyorlar…
Alıştım kör kuyularda
Kimsesizliğimin yetimliğine,
Yağmalanmış incemin, çaresizliğine,
Herkese hiçbir şey, bana her şey olan sen ..
Büyüme ne olur içimdeki çocuk.

O avuç içlerin kalsın tertemiz,
Dokunamadığım güzellikler kadar aydınlık,
Kirlenmesin umut kandilleri yakan ellerin,
Kal!.. dur!.. aynı halinle,
Büyüme ne olur, içimde ki çocuk.

Hayat uzun bir cümleydi hani?..
Sen ile ben yüklem ve özne,
İnceden vursa da hasretler,
Dönmese de beklenenler,
Ölme ne olur, içimde ki çocuk.

Dudağımız güneşle öpüşürken
Yar kolunda heybetliydi adımlarımız
Sabah ezanlarında öğrendik
Bin cümle yıkıntısı içinde iki kelime ..
... ve kül rengindeki umutlarımız ...

Alın terimizde çiğ tanesi damlalar,
Bir mendile silmiştik sıfatları,
Onlar ki ezeldendi, anlamazlar ..
Sıfatlar yakışmazdı ki bize,
Büyüklük, şan şöhret ve mor lambalar...

Ötesi, berisi, diğer, diğerleri,
Var edenden bize yansıyan değer
Bir yaratanındı, onundu,
Söyle ne haddimize olurdu?..
Ömrün bir vakti, delikanlıca aşktan gayrı sı.

Kal içimde, dur aynı halinle,
Karıştırma gül ile bahçıvanı,
Bülbülün gözünde yaş seli,
Çatlamış, paylaşmanın nasırlı elleri,
Büyüme ne olur içimdeki çocuk ...

Dinle!.. kulak ardı etme,
Heveslenme sakın küçücüğüm büyümeye,
Ne delikanlı desinler sana, nede ağbi,
Ne amca ol derim sana, nede ihtiyar,
İnsanlar ıraklaştı insanlıktan,
Korkarım sevgiler bile rezil, sefilce,
Kifayetsiz yolda yüzler, yüzsüzce
Ne babalık fayda olacak hayatta,
Nede annelik bu gidişle, canda kıble bize ...
Ben çoktan büyümüşsem de,
Büyüme sen içimdeki çocuk.

Yalanı dolanı bilme isterim,
Acıyı ihaneti görme dilerim,
Bak şimdi ağlıyorum,
Sen içimde ağlıyorsun,
Kim?.. ses kesip dinleyecek kim?
Bilmiyorum, bilmiyorsun,
Ama ant olsun!..
Haram yedirmedim, yedirmemde,
Yalanı öğretmedim, öğretmemde,
Nedenini anlayıp çözüyor musun?

Kurtlar sisli havayı sever,
Yarasalar geceyi,
Çakallar leş bekler,
En zayıf zamanın kancık bekçileri ...

İnsanlarda can evinden vurur insanı,
İşte tam şurdan, yüreğinin ortasından,
Dermanı güç, iyileşmesi bir o kadar kolay yerden,
Gönülden, içten, senin beşiğinden,
Of!.. be küçüğüm of!..
Alaca karanlıkta yanıldık kör ışığa
Halden bilmeze aktı duruluğumuz,
Oysa biz seninle şafaklara müptelaydık,
Anla çocuk!..
Şafaklara ihanet etti geceler,
Hoş gör, gözlerimde kalan son ışıksın
Ölme ne olur içimdeki çocuk …
Ben şairim güzelim,
İşine gelirse kal dinle derim,
Bildiklerine benzemez,
Öyle değildir suyum ekmeğim,
Sofram beyaz kağıttır,
Elimde kavgamın şahidi kalemim...

Gönül tenceresinde kaynar, soğur aşım...
Lokmamın buruk şerbeti, o tavırların,
Ezberim oldu mısralarda gözün, kaşın,
Tatlıdan acıya dizelerde, senle kahırların,
Çöz bu bilmeceyi düşün ve taşın?...

Ben şairim güzelim,
İşine gelirse anlamayı dene derim,
Bildiklerine benzemez,
Öyle değildir vakti saatim,
Ben gözümü, katran karası gecelerde açar,
Uykuya, güneş mesaiye başladığında geçerim...

Bildiklerine benzemez dedim, bilir misin?..
Ayrılıkta yönsüz yollar gibi şiirlerim.
Bakma işine gelirse dememe, güzelim,
Yoksan sözler fakir, heceler sefil bilirim,
Yoksan ben kandilsiz gece, ilhamsız şairim…
Ağlama belalım
Ağıtlar yakma
Yürek paralayıp
Can parçalama
Umutları tavana asıp
Kadere çatma
Yaşadıklarını kırıp
Olanları ziyan sayma
Sevgiyi bırakıp
Acılara sarılma
Aşkı unutup
Dertlere dalma
Anıları silip
Yarınları sorgulama
Kalan hatıraları yıkıp
Geleceğe volta sallama
Kaçıp gidemezsin
Gelmeyi denememişsin
Olmuyor deyip vazgeçemezsin
Bir daha baştan istemelisin
Ağlamayı ağıtı ahı unutup
Tekrar sevmelisin
İsyan bayrağını yakıp
Başka beyaz güller derlemelisin

Google Reklamları