Oktay Rıfat Şiirleri
Google Reklamları



İlaç Rehberi

ben eski zaman aşığıyım
sevda çeker düşünürüm ağlarım
bazen tilki kadar kurnaz bazen akılsız
bazen çocuk gibiyim bacak kadarım
herkes aşık olur sevdalanır
bir yolu var gönül çekmeninde
benimki sevda değil ateşten gömlek
bir kar düşmüş ışıl ışıl yanar içimde
ama ben eski zaman aşığıyım
sevmek kadar katlanmakta gelir elimden
gece hayalimde gündüz fikrimde
ela gözlu o yar çıkmaz gönülden.
Her dakikasını ayrı hatırlarım
Erenköyde geçen zamanımın
Rüyama girer bir arada
İstanbul bahar ve Türkanım

Bir odamız vardı etrafı sarmaşık
Bostanlara bakardı penceremiz
O güller kadar taze
Ben ona deli gibi aşık

Bir yaktıkta dinlenir başlarımız
Saçlarım saçlarına karışırdı
O güzel bir kızdı ince alımlı
Ne giyse yakışırdı

Yeterki gönüller şen olsun.
Şarkılar söylerdik yolda.
Hep karşıma otururdu, ellerini tutardım,
Akşamları eve dönerken Paraşolda.

Ağaçlar çiçekteydi
Türkanım sağ, beraberimde
İstanbul bahar içindeydi,
Kalbim sevda içinde.
İçlerinden geçenleri anlıyorduk, sölylemediklerini.
Yoksulsunuz, iğrençsiniz, diyorlardı,
ne giysiniz var dolabınızda, ne iki türlü yemeğiniz, ne de paranız,
sevginize karnımız tok, özgürlükse özgürlük bizim için,
Sırıtmaya bile gerek duymadan arkalarını dönüyorlar soframıza.
Oysa biz alın terimizi bölüşürüz, yağma ve harç bilmeyiz.
Tütünü öküz için icat ettik, sürerken bir cıgara içimi dinlensin diye.
Öküz bizsek, hani soluk alacak vakit nerde!
Bu yüzden hor bakıyorlar bize, kanımızı içtiklerinden.
Bencillik en büyük bereket onlara, beylikleriyse
en büyük dolap.
Dar giysi, kara gözlüklü, indiler cipten,
Dişlerini gösteriyor köpekleri,
Gözleri yarı açık, morarmış deri,
Uzun adamı kesip aldılar ipten,

Uzattılar, havalandı sinekleri,
Öfkenin homurtusu geliyor dipten
Ve kadın İskilip’ten ya da Nizip’ten,
İnce kıyım, kalem gibi bilekleri,

Kapanırken ölüsüne ağlayarak
Öttü bacadan puhu, ürperdi kavak.
Artık duramazdık, bağladık çıkını

Dere boyuna vardık, toktuk, sıcaktık,
Otlarda sırtüstü yıldızlara baktık,
Duyduk acımızda uzağı, yakını.
Beyaz mendiller vardı havada
Çalgılı gemiler balkonlarda açık saçık
Bir kız vardı yok gibi öyle güzel
Ne yerde ne gökte belki tuzda
Acısında ekmeğin dilim dilim buğusunda

Kendine göre evlerin damı çatanası
Bacakların şakırtısında akşam akşam
Saksılar sedirler tahtaların güvercini
Otursa kısa çoraplarını çekse dilenmese
Beş çocuk anası el

Eciş bücüş maydanoz bahçeleri
Düğümlü balıkları bekleyişin
Uzun etme iki gözüm biraz da bize uğra
Bu lambanın karpuzu benim işte
Benim işte bu testi
Benim işte bu soysuz sevdaların musluğu
Kızlar vardır kıvırcık salata gibi
Ağızları burunları kıvır kıvır
Bacak bacak üstüne vapurlarda
Rüzgar eser oraları buraları görünür
Baktıkça fık fık eder adamın içi

Vay canına tükürdüğümün İstanbul’u
Bir oynak olur Fındıklı önlerinde
Elimde yüz iğnelik çapari
Poyraz gibi dalarım palamutlara
Altımda Turgut Reis motoru

Rumelihisarı’nda Orhan’ın mezarı
Ne gittim ne gördüm gitmek de istemem
Taze ekmek bir parça beyaz peynir
Şimdi olsa şuracıkta rakı içer
Denize mi bakar kim bilir.

Ben rıhtımdan suya atlarım
Altımda balıklar
Üstümde bulutlar
Ağzımın kenarında çırpıntılı Boğaz suyu
Pembe yalıya doğru yüzerim
Kadın vurmuş maltıza tencereyi
Fasulye pişiriyordu
Adam düşünüyordu
Altmış beş fasulye diyordu
Yirmi be fasulye diyordu
Yirmi beş de soğan
Doksan
İki yüz de yağ
Etti mi sana iki yüz doksan
Yaaa
Adam düşünüyordu
Bir kundura almalı diyordu
Hayrı kalmadı bunların
Su alıyor bunlar diyordu
Nasıl etsem diyordu
Çocuk zıpzıp oynuyordu
Kedi sıçan tutuyordu
Kedinin tuttuğu sıçan
Ecel terleri döküyordu
Fasulyeler helme döküyordu
Çocuğun zıpzıpları
Kilimin sarısından mavisine
Mavisinden alına geçiyordu
Adamların kafasından hayaller geçiyordu
Kiminin han hamam geçiyordu
Soğan ekmek kiminin
Gökten bulutlar geçiyordu
Gök mavisi titriyordu bulutların ötesinde
Güzel güzel

Google Reklamları