Benim gönlüm bir kelebek
Dolasiyor çiçek çiçek.
Tükenecek ömrü böyle
Çirpinarak, titreyerek
Ne serefli bir adi var,
Ne bir büyük maksadi var.
Hergün biraz zedelenen
Iki ipek kanadi var
Sabirlidir, gözü toktur,
Zavallinin derdi çoktur.
Yorulunca konacagi
Bir yuvasi bile yoktur.
Hersey ona karsi durur:
Günes yakar, kis dondurur.
Bazi tutar kanadindan
Bir firtina yere vurur.
Benim gönlüm bir kelebek
Dolasiyor titreyerek.
Zavallinin bir baharlik
Ömrü böyle tükenecek!
Dolasiyor çiçek çiçek.
Tükenecek ömrü böyle
Çirpinarak, titreyerek
Ne serefli bir adi var,
Ne bir büyük maksadi var.
Hergün biraz zedelenen
Iki ipek kanadi var
Sabirlidir, gözü toktur,
Zavallinin derdi çoktur.
Yorulunca konacagi
Bir yuvasi bile yoktur.
Hersey ona karsi durur:
Günes yakar, kis dondurur.
Bazi tutar kanadindan
Bir firtina yere vurur.
Benim gönlüm bir kelebek
Dolasiyor titreyerek.
Zavallinin bir baharlik
Ömrü böyle tükenecek!
Orhan Seyfi Orhon
O, beyaz bir kuştu, uzun kanatlı;
Ardında ışıktan bir iz bıraktı.
Yel gibi dağlari aştı bir atlı,
Arada bir engin deniz bıraktı.
Uzaktan gelirken derin akisler,
Kapadı geçtiğim yolları sisler.
Tutuştu içimde birikmis hisler;
Gönlümü o kadar temiz bıraktı.
O, beyaz bir kuştu ak kanatlıydı;
Yel gibi dağları aşan atlıydı;
Hayâldi, hayâlden bile tatlıydı;
Ne ışık bıraktı, ne iz bıraktı
Ardında ışıktan bir iz bıraktı.
Yel gibi dağlari aştı bir atlı,
Arada bir engin deniz bıraktı.
Uzaktan gelirken derin akisler,
Kapadı geçtiğim yolları sisler.
Tutuştu içimde birikmis hisler;
Gönlümü o kadar temiz bıraktı.
O, beyaz bir kuştu ak kanatlıydı;
Yel gibi dağları aşan atlıydı;
Hayâldi, hayâlden bile tatlıydı;
Ne ışık bıraktı, ne iz bıraktı
Veda ettim gençliğimin gamsız geçen rüyasına,
Çıktım aşkın nihayeti bulunmayan sahrasına.
Bilmiyordum yol neresi? Varacağım yer neresi?
Dayanarak gidiyordum ilhamımın asâsına.
Bu sahranın kanat germiş her yerine ıssızlıklar,
Ufuklardan yalnız iki yıldız doğmuş semasına.
İki yıldız.. işte benim rehberim bu, yürüyordum;
Nihayetsiz gecelerin daldiı zulmet deryasına.
Yürüyordum; dağlar geçip, uçurumlar atlıyordum,
Tâbi oldum saçlarımda esen sevda havasına.
Yürüyordum, gök gürlüyor.. yürüyordum, fırtına var,
Türüyordum, göğüs germiş bu dağların borasına,
Bir ses duydum uzaklardan: "Seyfi, diyor, bir âfetin
"Düştün siyah gözlerinin yine kara sevdasına!"
Çıktım aşkın nihayeti bulunmayan sahrasına.
Bilmiyordum yol neresi? Varacağım yer neresi?
Dayanarak gidiyordum ilhamımın asâsına.
Bu sahranın kanat germiş her yerine ıssızlıklar,
Ufuklardan yalnız iki yıldız doğmuş semasına.
İki yıldız.. işte benim rehberim bu, yürüyordum;
Nihayetsiz gecelerin daldiı zulmet deryasına.
Yürüyordum; dağlar geçip, uçurumlar atlıyordum,
Tâbi oldum saçlarımda esen sevda havasına.
Yürüyordum, gök gürlüyor.. yürüyordum, fırtına var,
Türüyordum, göğüs germiş bu dağların borasına,
Bir ses duydum uzaklardan: "Seyfi, diyor, bir âfetin
"Düştün siyah gözlerinin yine kara sevdasına!"
Hani o bırakıp giderken seni;
Bu öksüz tavrını takmayacaktın?
Alnına koyarken veda busemi,
Yüzüme bu türlü bakmayacaktın?
Hani ey gözlerim bu son vedada,
Yolunu kaybeden yolcunun dağda,
Birini çağırmak için imdada,
Yaktığı ateşi yakmayacaktın?
Gelse de en acı sözler dilime,
Uçacak sanırdım bir kaç kelime...
Bir alev halinde düştün elime,
Hani ey gözyaşım, akmayacaktın?
Bu öksüz tavrını takmayacaktın?
Alnına koyarken veda busemi,
Yüzüme bu türlü bakmayacaktın?
Hani ey gözlerim bu son vedada,
Yolunu kaybeden yolcunun dağda,
Birini çağırmak için imdada,
Yaktığı ateşi yakmayacaktın?
Gelse de en acı sözler dilime,
Uçacak sanırdım bir kaç kelime...
Bir alev halinde düştün elime,
Hani ey gözyaşım, akmayacaktın?
Bir ağustos gecesi,
Geçiyorken Boğazın üstünden,
Bakar etrafa ki mehtap, uyuyor İstanbul!
Su uyur, rüzgar uyur, yaprak uyur.
Yine rüyalara dalmış kayalar, toprak uyur.
Süzülür gizlice ay, gökteki tahtından iner,
Serv-i siminde yürür,
Gezinir sahilde...
Soyunup sonra Emirgandaki tenha koruda,
O da körfezde çırılçıplak uyur!
Geçiyorken Boğazın üstünden,
Bakar etrafa ki mehtap, uyuyor İstanbul!
Su uyur, rüzgar uyur, yaprak uyur.
Yine rüyalara dalmış kayalar, toprak uyur.
Süzülür gizlice ay, gökteki tahtından iner,
Serv-i siminde yürür,
Gezinir sahilde...
Soyunup sonra Emirgandaki tenha koruda,
O da körfezde çırılçıplak uyur!
İnsan,
Yaşar, üç türlü şu üç dünyada:
Evvela:
"Şunu sevdim, bunu sevdim!" diyerek
Ömrü sevmekle geçer.
Sözde olgunlaşır ondan sonra:
"Şunu yaptım, bunu yaptım!"diyerek
Ömrü saymakla geçer.
İhtiyarlıkta tanır dünyayı:
"Kahbe dünya!" diyerek
"Hey gidi dünya!" diyerek
Ömrü sövmekle geçer
Yaşar, üç türlü şu üç dünyada:
Evvela:
"Şunu sevdim, bunu sevdim!" diyerek
Ömrü sevmekle geçer.
Sözde olgunlaşır ondan sonra:
"Şunu yaptım, bunu yaptım!"diyerek
Ömrü saymakla geçer.
İhtiyarlıkta tanır dünyayı:
"Kahbe dünya!" diyerek
"Hey gidi dünya!" diyerek
Ömrü sövmekle geçer
İki cambaz bir ipte oynamaz
Bir ipte bir sürü cambaz
Hilebaz, Madrabaz, Kumarbaz
İki cambaz bir ipte oynamaz
Bir ipte bir sürü cambaz
Ateşbaz, İşvebaz, Hokkabaz
İP NİYE KOPMAZ
ZAMPOK EYİN Pİ!
Bir ipte bir sürü cambaz
Hilebaz, Madrabaz, Kumarbaz
İki cambaz bir ipte oynamaz
Bir ipte bir sürü cambaz
Ateşbaz, İşvebaz, Hokkabaz
İP NİYE KOPMAZ
ZAMPOK EYİN Pİ!