Beni bağışla Aşkım - aşkımı hoşgör artık
Beni hoşgör - beni bağışla - seni seviyorum.
Yolsuz yordamsız bir kuş gibi öksendeyim
Yüreğim tir tir - örtüsünden kurtulmuş
Şimdi yoksul - şimdi çırılçıplak - şimdi soyunuk
Acını esirgeme benden - ko sarınsın yüreğim
Ko giyinsin ko kuşansın ko örtünsün - sonra
Beni bağışla Aşkım - beni hoşgör - seni seviyorum.
Bana öyle eğri bakma - ırak durma ellerden
De - kuytuma çekilirim - de karanlığa kavuşurum
Sımsıkı tutarım ellerimle utancımı
Sarıp sarmalarım - dürüp bükerim
O an yüzün eğ benden Aşkım - kaçır benden
Beni hoşgör - beni bağışla - seni seviyorum.
Gün gelir - hayalin erişir karanlık yiter
Meyil verirsin bana - gün gelir
Şimdi çaresizim - yalnızım - kolum kanadım kırık
Beni bağışla Aşkım - beni hoşgör - seni seviyorum
Seni seviyorum - yüreğim mutluluk selinde
Kapıp koyveriyor kendini gurbetlere varıyor
Gülme bu korkulu gidişime - gülme bağışla Aşkım
Beni bağışla - beni hoşgör - seni seviyorum.
Beni hoşgör - beni bağışla - seni seviyorum.
Yolsuz yordamsız bir kuş gibi öksendeyim
Yüreğim tir tir - örtüsünden kurtulmuş
Şimdi yoksul - şimdi çırılçıplak - şimdi soyunuk
Acını esirgeme benden - ko sarınsın yüreğim
Ko giyinsin ko kuşansın ko örtünsün - sonra
Beni bağışla Aşkım - beni hoşgör - seni seviyorum.
Bana öyle eğri bakma - ırak durma ellerden
De - kuytuma çekilirim - de karanlığa kavuşurum
Sımsıkı tutarım ellerimle utancımı
Sarıp sarmalarım - dürüp bükerim
O an yüzün eğ benden Aşkım - kaçır benden
Beni hoşgör - beni bağışla - seni seviyorum.
Gün gelir - hayalin erişir karanlık yiter
Meyil verirsin bana - gün gelir
Şimdi çaresizim - yalnızım - kolum kanadım kırık
Beni bağışla Aşkım - beni hoşgör - seni seviyorum
Seni seviyorum - yüreğim mutluluk selinde
Kapıp koyveriyor kendini gurbetlere varıyor
Gülme bu korkulu gidişime - gülme bağışla Aşkım
Beni bağışla - beni hoşgör - seni seviyorum.
Rabindranath Tagore
Hayellerim,
Canlı ışık lekecikleri,
Karanlıkta gözkırpıştıran
Ateşböcekleridir.
O dikkati çekmeyen,
Sesleri, yolkıyısı hercailerinin
Mırıldanır bu gelişigüzel çizgilerde.
Zihnin uykulu karanlık mağaraları içinde,
Rüyalar
Günün kervanından dökülen parçalarla,
Yuvalarını yaparlar.
Bahar, geleceğin meyveleri için değil
Fakat bir anın kaprisi için
Çiçeklerin petallerini saçar.
Neşe Kımıltısız yerin zincirinden kurtulmuş
Sayısız yapraklara doğru
Koşar ve dans eder
Bir gün için havada.
Hiçbir önem taşımayan kelimelerim
Zamanın dalgaları üstünde hafifçe dans edebilirler,
Mana ile ağırlaştıkları zaman dibe çökerler.
Zihnin derinliklerinde güveler
İnce kanatlarını büyütürler;
Ve veda ederek uçuşurlar,
Gün batımı göğünde.
Kelebek ayları değil, fakat anları sayar
ve yeter zamana sahiptir.
Benim düşüncelerim, kıvılcımlar gibi, kanatlanmış
Sürprizler üzerinde giderler,
Tek bir gülüş taşıyarak.
Ağaç sevgi ile bakar kendi güzel gölgesine
Buna rahmen onu hiçbir vakit kucaklıyamaz.
İzin ver, güneş ışığı gibi, aşkım seni sarsın
Ve yine de aydınlık özgürlüğü versin sana.
Renklendirilmiş kabarcıklardır günler,
Dipsiz gecenin yüzüne çıkan,
Hatırlamanı istemek için armağanlarım çok küçüktür;
Ve bunun için
Onları sen hatırlamalısın.
Çıkart, at ismimi armağandan;
Bir yük olacaksa,
Ancak şarkım kalsın.
Nisan, bir çocuk gibi,
Çiçeklerle tozlar üzerine hiyogralifler yazıyor.
Onları siliyor ve unutuyor.
Hatıra, rahibe, hali öldürüyor,
Ve onun kalbini ölü geçmişin türbesine sunuyor.
Mabedin kasvetli heybetinden
Çocuklar tozda oynamak için dışarı koşuyorlar,
Tanrı onların oyununu seyre dalıyor,
Ve rahibi unutuyor.
Zihnim, düşüncelerinin akışında
Birdenbire yanan bir ışık gibi çalışmaya başlar,
Asla tekrarlanmıyan akıcı notasiyle bir küçük ırmak gibi.
Dağda, sessizlik kendi yüksekliğini bulmak için
kabarmaktadır,
Gölde, hareket kendi derinliğini tahayyül etmek için
hareketsizleşir.
Veda eden gecenin
Sabahın kapalı gözlerine kondurduğu öpücük
Şafak yıldızında parlıyor.
Ey bakire, senin güzelliğin bir meyve gibidir,
Henüz olgunlaşmamış ve açılmamış bir sırla dopdolu.
Onun anısını yitiren acı
Kuş seslerinden uzak,
Fakat yalnız ağustosböceğinin ıslığının duyulduğu ses-
siz karanlık saatler gibidir.
Gerilik onun öldüren bir pençe ile gerçeği elinde güvenle
tutmaya çalışır.
Zayıf bir lambayı canlandırmayı arzulayarak uzun gece
bütün yıldızlarını ışıklandırır.
Hernekadar O
Dünyayı
-Gelini-
Kollarında tutuyorsa d,
Gök,
Sonsuzluğa kadar
Uzaktadır.
Tanrı, dostlar arar ve sevgi diler,
Şeytan, eserler arar ve itaat ister.
Toprak hizmetine karşılık
Ağacı kendisine bağlar,
Gök ise hiçbirşey istemez
Ve onu özgür kılar.
Çocuk, tarihin tozu ile aydınlanmış
Yaşı bilinmiyen zamanın gizliliği içersinde
Edebi olarak oturmaktadır.
Uzakta olan O, sabahleyin bana geldi,
Işık tarafından alınıp götürüldüğünde daha da yakınlaştı.
Beyaz ve pembe zakkumlar buluştular
Ve, ayrı lehçelerde neşe ile eğlendiler.
Sessizlik
Kendi kirlerini
Süpürüp yürüyünce
Fırtına olur.
Canlı ışık lekecikleri,
Karanlıkta gözkırpıştıran
Ateşböcekleridir.
O dikkati çekmeyen,
Sesleri, yolkıyısı hercailerinin
Mırıldanır bu gelişigüzel çizgilerde.
Zihnin uykulu karanlık mağaraları içinde,
Rüyalar
Günün kervanından dökülen parçalarla,
Yuvalarını yaparlar.
Bahar, geleceğin meyveleri için değil
Fakat bir anın kaprisi için
Çiçeklerin petallerini saçar.
Neşe Kımıltısız yerin zincirinden kurtulmuş
Sayısız yapraklara doğru
Koşar ve dans eder
Bir gün için havada.
Hiçbir önem taşımayan kelimelerim
Zamanın dalgaları üstünde hafifçe dans edebilirler,
Mana ile ağırlaştıkları zaman dibe çökerler.
Zihnin derinliklerinde güveler
İnce kanatlarını büyütürler;
Ve veda ederek uçuşurlar,
Gün batımı göğünde.
Kelebek ayları değil, fakat anları sayar
ve yeter zamana sahiptir.
Benim düşüncelerim, kıvılcımlar gibi, kanatlanmış
Sürprizler üzerinde giderler,
Tek bir gülüş taşıyarak.
Ağaç sevgi ile bakar kendi güzel gölgesine
Buna rahmen onu hiçbir vakit kucaklıyamaz.
İzin ver, güneş ışığı gibi, aşkım seni sarsın
Ve yine de aydınlık özgürlüğü versin sana.
Renklendirilmiş kabarcıklardır günler,
Dipsiz gecenin yüzüne çıkan,
Hatırlamanı istemek için armağanlarım çok küçüktür;
Ve bunun için
Onları sen hatırlamalısın.
Çıkart, at ismimi armağandan;
Bir yük olacaksa,
Ancak şarkım kalsın.
Nisan, bir çocuk gibi,
Çiçeklerle tozlar üzerine hiyogralifler yazıyor.
Onları siliyor ve unutuyor.
Hatıra, rahibe, hali öldürüyor,
Ve onun kalbini ölü geçmişin türbesine sunuyor.
Mabedin kasvetli heybetinden
Çocuklar tozda oynamak için dışarı koşuyorlar,
Tanrı onların oyununu seyre dalıyor,
Ve rahibi unutuyor.
Zihnim, düşüncelerinin akışında
Birdenbire yanan bir ışık gibi çalışmaya başlar,
Asla tekrarlanmıyan akıcı notasiyle bir küçük ırmak gibi.
Dağda, sessizlik kendi yüksekliğini bulmak için
kabarmaktadır,
Gölde, hareket kendi derinliğini tahayyül etmek için
hareketsizleşir.
Veda eden gecenin
Sabahın kapalı gözlerine kondurduğu öpücük
Şafak yıldızında parlıyor.
Ey bakire, senin güzelliğin bir meyve gibidir,
Henüz olgunlaşmamış ve açılmamış bir sırla dopdolu.
Onun anısını yitiren acı
Kuş seslerinden uzak,
Fakat yalnız ağustosböceğinin ıslığının duyulduğu ses-
siz karanlık saatler gibidir.
Gerilik onun öldüren bir pençe ile gerçeği elinde güvenle
tutmaya çalışır.
Zayıf bir lambayı canlandırmayı arzulayarak uzun gece
bütün yıldızlarını ışıklandırır.
Hernekadar O
Dünyayı
-Gelini-
Kollarında tutuyorsa d,
Gök,
Sonsuzluğa kadar
Uzaktadır.
Tanrı, dostlar arar ve sevgi diler,
Şeytan, eserler arar ve itaat ister.
Toprak hizmetine karşılık
Ağacı kendisine bağlar,
Gök ise hiçbirşey istemez
Ve onu özgür kılar.
Çocuk, tarihin tozu ile aydınlanmış
Yaşı bilinmiyen zamanın gizliliği içersinde
Edebi olarak oturmaktadır.
Uzakta olan O, sabahleyin bana geldi,
Işık tarafından alınıp götürüldüğünde daha da yakınlaştı.
Beyaz ve pembe zakkumlar buluştular
Ve, ayrı lehçelerde neşe ile eğlendiler.
Sessizlik
Kendi kirlerini
Süpürüp yürüyünce
Fırtına olur.
Onu aramakla çok daşlatım,
Birtek seni çağırabilir...
O, kadın lambasını yüzüme kaldırdı
Ve bana bilinmiş oldu....
Sen o semavi kıvılcımsın
Ey taktis olunmuş tek varlık
Cennet haberini sen getirdin
Bu dünyevi eve...
Senin uzak adımlarının sesi için
Ey gizli dost...
Sessiz bekleyiş içinde uyanığım
Bahçemdeki tenha köşkün içinde.
Lambam ateşini arzuluyor,
Lirim parmak dokunuşunu hayal ediyor.
Benim aç arzum yıldızlara bakıyor
Seninle birleşmek için
Uykusuz izdırapda rüya görüyorum.
Beni çağıracağın anı
Kalbimle biliyorum
Benim şarkım tam değildir
Senin dokunuşun olmaksızın.
Ah!... Neredesin sen, Ah Kadın!...
Ufukların gerisinde sessizce oturan!...
İlah Şivanın gürlemesinden
Sen aydınlatıcı şuleyi getir
Siyah kara gözlerinde
Kesif bulutlardaki ateşi tutuştur.
Kalbimdeki
Sağnakları izaleye istekli
Oh!... Benliğimi al !...
Birtek seni çağırabilir...
O, kadın lambasını yüzüme kaldırdı
Ve bana bilinmiş oldu....
Sen o semavi kıvılcımsın
Ey taktis olunmuş tek varlık
Cennet haberini sen getirdin
Bu dünyevi eve...
Senin uzak adımlarının sesi için
Ey gizli dost...
Sessiz bekleyiş içinde uyanığım
Bahçemdeki tenha köşkün içinde.
Lambam ateşini arzuluyor,
Lirim parmak dokunuşunu hayal ediyor.
Benim aç arzum yıldızlara bakıyor
Seninle birleşmek için
Uykusuz izdırapda rüya görüyorum.
Beni çağıracağın anı
Kalbimle biliyorum
Benim şarkım tam değildir
Senin dokunuşun olmaksızın.
Ah!... Neredesin sen, Ah Kadın!...
Ufukların gerisinde sessizce oturan!...
İlah Şivanın gürlemesinden
Sen aydınlatıcı şuleyi getir
Siyah kara gözlerinde
Kesif bulutlardaki ateşi tutuştur.
Kalbimdeki
Sağnakları izaleye istekli
Oh!... Benliğimi al !...
Gün sona ermeden önce
Benim bu arzumu yerine getirmelisin
Yalnız bir defa için,
Bahar çiçeklerini
Beraberce toplamağa gidelim.
Senin bahçene
İlkbahar ayları
Tekrar tekrar gelecekler.
Yalnız seninle eğlenmek için
Dua ediyorum.
Günlerim!...
Boşuna geçip gittiler
Onları ihmal ettim.
Ansızın bugün
İkindi aydınlığında
Gözlerimin
Seninkilerle buluştukları anda
Daha fazla zamanın
Olmadığını anladım.
Bunun içindir ki
Bir hasis gibi
Belki de,
En son baharımın günlerini
Büyük bir sabırsızlıkla
Saymaktayım.
Ey sevgili!...
Korkma!
Senin çiçekli bahçelerinde
Uzun zaman duracak değilim
Ve
Ne bugünün sonunda
Ne de veda anında
Ardıma dönüp bakacağım.
Onlarda gözyaşı görmeği bekliyecek
Gözlerimi seninkilere çevirip
Bakmıyacağım
Gül sevdiceğim!...
Tatlı kahkahalarla gül....
Ve sonra
Sincabın ardından
Onu korkutmak için koş.
Kulaklarına
Unutulmuş hatıraları
Fısıldamayacağım
Ve seni
Acele yolunda
Durdurmıyacağım.
Benim bu arzumu yerine getirmelisin
Yalnız bir defa için,
Bahar çiçeklerini
Beraberce toplamağa gidelim.
Senin bahçene
İlkbahar ayları
Tekrar tekrar gelecekler.
Yalnız seninle eğlenmek için
Dua ediyorum.
Günlerim!...
Boşuna geçip gittiler
Onları ihmal ettim.
Ansızın bugün
İkindi aydınlığında
Gözlerimin
Seninkilerle buluştukları anda
Daha fazla zamanın
Olmadığını anladım.
Bunun içindir ki
Bir hasis gibi
Belki de,
En son baharımın günlerini
Büyük bir sabırsızlıkla
Saymaktayım.
Ey sevgili!...
Korkma!
Senin çiçekli bahçelerinde
Uzun zaman duracak değilim
Ve
Ne bugünün sonunda
Ne de veda anında
Ardıma dönüp bakacağım.
Onlarda gözyaşı görmeği bekliyecek
Gözlerimi seninkilere çevirip
Bakmıyacağım
Gül sevdiceğim!...
Tatlı kahkahalarla gül....
Ve sonra
Sincabın ardından
Onu korkutmak için koş.
Kulaklarına
Unutulmuş hatıraları
Fısıldamayacağım
Ve seni
Acele yolunda
Durdurmıyacağım.
Ey dünya!
Edebi olarak yaşıyorsun
Mevsimlerin tepsilerinden
Çiçekler ve yapraklar
Yolunun üzerine
Dökülüyorlar.
Fakat?
Sen asla durmuyorsun.
Durmak bilmeyen yarışında
Yalnız acele ediyorsun,
Ve asla
Geriye bakmıyorsun,
Ne bulursan
Fırlatıp uzaklara atıyorsun.
Herhangi birşey almak için
Asla durmuyor
Herhangi birşey
Muhafaza etmiyorsun.
Ne kederin ne de
Herhangi bir korkun var.
Yarışının
Büyük süratinden mütevellit
Büyük sevincin yüzünden
Herşeyi harcıyorsun.
Bir anda dopdolusun
Ve
Gene de aynı anda
Hiçbirşeye malik değilsin.
Senin ebedi yarışman
Seni
Herzaman için
Taze kıldı.
Eğer yorulduğunu hissediyorsan
Bir an için dur.
Sonsuz semayı bile kirletecek
Çöl tepecikleri
Toplanmış olacak
Ey edebi danscı!...
Senin dans dalgaların,
Daimi olarak
Ölüm banyosuyla
Bütün dünyayı
Saflaştırıyor.
...
Ey Şair!.....
Dans eden dünyanın
Belindeki kemerin zilleri...
Ve onun
Durmak bilmeyen adımları tarafından
Çılgın bir deliye döndürüldün
Edebi olarak yaşıyorsun
Mevsimlerin tepsilerinden
Çiçekler ve yapraklar
Yolunun üzerine
Dökülüyorlar.
Fakat?
Sen asla durmuyorsun.
Durmak bilmeyen yarışında
Yalnız acele ediyorsun,
Ve asla
Geriye bakmıyorsun,
Ne bulursan
Fırlatıp uzaklara atıyorsun.
Herhangi birşey almak için
Asla durmuyor
Herhangi birşey
Muhafaza etmiyorsun.
Ne kederin ne de
Herhangi bir korkun var.
Yarışının
Büyük süratinden mütevellit
Büyük sevincin yüzünden
Herşeyi harcıyorsun.
Bir anda dopdolusun
Ve
Gene de aynı anda
Hiçbirşeye malik değilsin.
Senin ebedi yarışman
Seni
Herzaman için
Taze kıldı.
Eğer yorulduğunu hissediyorsan
Bir an için dur.
Sonsuz semayı bile kirletecek
Çöl tepecikleri
Toplanmış olacak
Ey edebi danscı!...
Senin dans dalgaların,
Daimi olarak
Ölüm banyosuyla
Bütün dünyayı
Saflaştırıyor.
...
Ey Şair!.....
Dans eden dünyanın
Belindeki kemerin zilleri...
Ve onun
Durmak bilmeyen adımları tarafından
Çılgın bir deliye döndürüldün
Varlığımın sahibi
Arzun
Bende itman bulmuş oldu mu?
Günler!...
Hizmet etmeksizin
Geçip gittiler......
Ve Geceler aşksız
Çiçekler
Tozlar üzerine düştüler.
Ve
Senin kabulün için
Toplanmamışlardır.
Harpın telleri
Senin ellerinle
Gerildiler.....
Gevşediler
Ve
Notlarını kaybettiler.
Senin bahçenin gölgesinde
Uyudum.
Ve
Senin çiçeklerini sulamayı
Unuttum.
Zaman sona erdi mi?
Sevgilim
Bu oyunun sonuna
Ulaştık mı?
Müsaade et!
Aşk tağzeliğ için
Sabah gelsin.....
Müsaade et!
Yeni hayatın düğümü
Bizim evlilik bağında
Bağlansın.
Arzun
Bende itman bulmuş oldu mu?
Günler!...
Hizmet etmeksizin
Geçip gittiler......
Ve Geceler aşksız
Çiçekler
Tozlar üzerine düştüler.
Ve
Senin kabulün için
Toplanmamışlardır.
Harpın telleri
Senin ellerinle
Gerildiler.....
Gevşediler
Ve
Notlarını kaybettiler.
Senin bahçenin gölgesinde
Uyudum.
Ve
Senin çiçeklerini sulamayı
Unuttum.
Zaman sona erdi mi?
Sevgilim
Bu oyunun sonuna
Ulaştık mı?
Müsaade et!
Aşk tağzeliğ için
Sabah gelsin.....
Müsaade et!
Yeni hayatın düğümü
Bizim evlilik bağında
Bağlansın.
Odur o, derin ve gizli dokunuşlarıyla varlığımı uyandıran,
o en içten olandır.
Odur o, altın ve gümüşten, mavi ve yeşilden uçucu renkleriyle
bu maya ağını ören, temasiyle beni kendimden geçiren,
ayaklarımı, elbisesinin katları arasından gösteren odur.
Günler gelir, asırlar geçer ve gönlümü pek çok isim ve şekil,
pek çok sevinç ve kederin neş’esiyle dolduran hep odur.
o en içten olandır.
Odur o, altın ve gümüşten, mavi ve yeşilden uçucu renkleriyle
bu maya ağını ören, temasiyle beni kendimden geçiren,
ayaklarımı, elbisesinin katları arasından gösteren odur.
Günler gelir, asırlar geçer ve gönlümü pek çok isim ve şekil,
pek çok sevinç ve kederin neş’esiyle dolduran hep odur.