Radovan Pavlovski Şiirleri
Neden gözbebeklerinin gece tünellerinden bakıyorsun bana?
Seni buluyorum şimşeğimle
ve güönüştürüyorum a bre Srebre
Arktikten getirilen buz parçacıı
hastalık dumanıyla kararmış

Bir eyer buluyorum
ve şimşekten bir dizgin
enginlikler dağını
dizginlediğim
Hiç kimsenin hiçbir zaman açmadıı kapı
sahibinin, zamanının gelmesini bekliyor
Sevgi yüzüğünden geçmeyi
huy edinmiş balık
Su aynasında ateşten düğün
Dağılıverdik dünyaya
sen asker ben gezgin
aynı manyetik elma çekiyor bizi
Kimselerin bulduğu in
acı ve hüzün kimselerin
Kendi payını aldı herkes güneşten
ve yandı
Güneş yine olduğu gibi kaldı

Neden gözlerindeki gece tünellerinden
bana bakıyorsun a bre Srebre
yoksa yaşayan bir şimşek olduğunu görmüyor musun?


(Çeviren: Suat Engüllü)
Taştan zarif bir şey yap bana
bir iplik çek yıldız yumağından
sessizliğimi sesine bağla
beni sevdaya taşı
beni bütünüyle götür

Yan yana diziver anahtarları
varsın kan kandan döllensin
Ölülerin işitimini geri vermeye
gelmiştir artık
güneyli davulcular

Bir kıvılcım uçuşuyor yarıgecelerde ve öğlelerde
Aydınlığın anahtarlarını koruyandır o
İçimdeki güneş şiire mahkum

(Çeviren: Suat Engüllü)
Uğursuzluk gibi bir şeydi gündüzleyin yıldızları görmem
Sana yaklaşıyordum ve karanlıkla, konşmalarla
doluyordu parmaklarım
Tıpkı bir serseri gibi yalnız yatıp uyumaktan
korkuyordum yol kenarında
çünkü sarıkarıncalar çıkabilirdi karşıma, lime lime
edebilirdi derimi.
ama sen göklere göklere kaldırıyorsun beni
ve kuş gibi duruyordum kulenin tepesinde
bulutlarda parıldayan yıldırımı
gözlerim önünde söndürüyordu ruhum.
bir yer seçtik. Bahçelere ve çanlara yetecek genişçe
bir yer
Meyve toplayıcısı gibi girdim bahçeye için ıslık dolu

meyve yüklüydü senin her yerlerin. Etrafımızda hırsız
izleri fark ettim.
Parmaklarımız arasından geçiyordu şafak. beyak bir çiçeği
toprağa gömüyordu cırcırböcekleri güzellikten yoksun
kalmasın diye kış.

Uğursuzluk gibi bir şeydi gündüzleyin yıldızları görmem.
Yolu açıyordum sana bir kötülük gelmesin;
soyumuzun ağlayışını duyuyorduk havada
Başka her türlü zenginliği yok ediyordum
yüreğimdeki yangınla.
sen gelmekteydin ve ben ellerimi seriyordum yerlere.
Ey, yabani kekik kokan gökyüzünü
sallayan mağrur çanlar.

(Çeviren: Suat Engüllü)
Karanlık.
Burnunun ucunu bile göremiyor insan,
kalkmış türkü söylüyorsun oysa sen.
-Hadi ölüversene artık,
diye gakıyor karga.
-Duan batsın,
sen de türkü söyle artık
günün ağarsın.
-Türkünün dehşetinden
çıkıver, kökün
tepesinden iniver;
türkünün
dünyanın neresinde
yankılandığını işitebilmem için.
-Hadi ölüversene artık,
diye gaklıyor karga.
Karga,
sen de türküye dur artık
kes şu gaklamayı ya da
konuş insansan eğer.
Hava başka yere akıyor.

(Çeviren: Suat Engüllü)
Bana bir türkü söyle
yolları açan,
atı dörtnala süren
senin peşinde ateş,
benim peşimde su
biz iki yolcu
karşımızda tek ayna
Yollar boyunca hey
acılar ve büyük sular
gümüşten uy bakırdan
yüksek dağlar dövüyor
derin pınarlar açıyor,
yeşil gözlüm.


(Çeviren: Suat Engüllü)
Çocuğun ilk sözleri gibi yapraklanmış orman
Şu yokuşu bir tırmanayım hele, tepece
rüzgarlardan bir çocuk bezi bulurum terimi silmeye.
Tanrım,
birdenbire görünüyorum her şeyi
ve bahar gökgürültüsünde
sesini duyuyorum canlı her şeyin
Yeraltı krallıkları üzerinden
uçarcasına yürüyorum
Gördüğüm ve duyduğum her şey
madem ki benim, yalvarırım, Tanrım,
hepsini elimden al
sesten ve dinlediğim gökgürültüsünden mada.

(Çeviren: Suat Engüllü)
Güneş ve ay çalan bir kız
çıkacak karşına yol ortasında
boynunda capcanlı gümüş gerdanlık

Uzun yolculuğa çıkarken
al elma armağan eden
bulutlu düşünün
resmidir o sadece

Boran ortasında eğer
öten bir kuşla karşılaşırsan
bileceksin:
Şakır şakır şimşekler
süpürmededir köyünü.

Ölüm yumurtasından-
hayat doğuyor

Kuşla
yolculuk ediyor
taş kanatlı
köyün.

(Çeviren: Suat Engüllü)