Yavuz Bülent Bakiler Şiirleri
Google Reklamları



İlaç Rehberi

Cebeci İstasyonunda bir akşam üstü
İncecikten bir yağmur yağıyordu yollara
Yeni baştan yaşıyorduk kaderimizi
Sıcak bir kara sevda
Yüreğimizin başında bağdaş kurup oturmuştu;
Acımsı, buruk.
mühürlenmişti ağzımız bir sessizlik içinde
Sessizliği üstümüzden atamıyorduk
Bir saçak altında kararsız, yorgun
Saatlerce duruyorduk
Kimse görmüyordu bizi

Cebeci İstasyonunda bir akşam üstü
Yeni baştan yaşıyorduk kaderimizi
Cebeci İstasyonunda bir akşam üstü
Bir başka türlüydü bu insanlar
Sen bir başka türlüydün
Gözlerin yine öyle bir bilinmez renkteydi
Gözlerin gözlerimde erimekteydi
Bir mermer heykel gibi yanımda duruyordun
Beni bırakma diyordun

Meyhane sarhoşları gibi sırılsıklam
Bir yalnızlık duyuyorduk
Ağlıyordun, ağlıyordun...

Cebeci İstasyonunda bir tren
Nefes nefese soluyordu
Gerilmiş bir keman teli gibiydik

Ankara Kalesinde bir eski çalar saat
Bilmem kaça vuruyordu
Bir yağmur yağıyor inceden ince
İçimizdeki binbir düşünce
Harmanlar misali savruluyordu
Islanmış bir ceylan yavrusu gibi
Tiril tiril titriyordun
Gitsek gitsek diyordun.

Yüreğimin atışından deli gönlümce
Sırıl sıklam, paramparça, permeperişan
Türküler söylüyordum
Ağlıyordun, ağlıyordun...

Şimdi, şimdi seni düşünüyorum
Cebeci yollarında rüzgarlar esiyor, serin
Paramparça düşmüş gönül ufkuma
İki yıldız gibi gözlerin
Gel Ey ciğerime saplanan hançer
Gel ey yüreğime oturmuş kurşun
Göçmen kuşlar gibi çok uzaklardan
Gel artık
Ne olursun
söylenenlere inanma
ben sarhoş değilim korkma diyorum
bir mum gibi tek başına karanlıklarda yanma
çok uzaklardan çıkıp geldim aç artık kapıları
odalara saklanma

ben sarhoş değilim korkma diyorum
beni böyle ağlatan yüreğindeki gamdır
başım göğsüme düşmüşse sallanıyorsam
yorgunluğumdandır

ben sarhoş değilim korkma diyorum
bir varmış bir yokmuş gibiyim sanki
suçluysam gel bağışla utandır beni artık
sensi yapamıyorum inanki

ben sarhoş değilim korkma diyorum
dökemiyorsam eğer içimi bir bir
konuşamıyorsam susuyorsam gidemiyorsam
seni sevdiğim içindir

ben sarhoş değilim korkma diyorum
beni böyle yapayalnız bırakıp kaçma
ya gel tut ellerimden geceye karşı
ya hiç kapıları açma
beni böyle yapayalnız bırakıp kaçma
ben sarhoş değilim korkma diyorum
Uçmayacak mı yuvadan minik kuş,
Korkacak mı?
Atmayacak mı özgürlüğe adımını.
Bir ömür,
Yuvada mı kalacak.
Tatmayacak mı sonsuz maviliklerde,
Kanat çırpmanın doyumsuz mutluluğunu.
Bilmeden mi ölecek özgürlüğü,
Korkusuzca yaşamayı.

Bir minik kuş uçacak...
Uçmamış hiç.
Sonsuzluklara dalıp,
Yaşamamış özgürlüğü.
Yuvasında kararsız:
Aşağısı uçurum, aşağısı tehlike.
Ve aşağıda ölüm de var.
Bakar sonsuz boşluğa,
Önünde uzanan özgürlük fırsatına.
Kararsızdır minik kuş, korkar da.
Bir adım sonrası özgürlük,
Bir adım sonrası yok oluştur da.
Oysa bilmez,
Koruyucudur anne,
Yardımcıdır da, bırakmaz ölümün kollarına.
Bir boşluğa bakar,
Bir sonsuz özgürlüğe,
Zayıf ve güçsüz kanatlarına,
Tüm koruyuculuğuyla bekleyen annesine.
Kararsızdır minik kuş, korkar da.

Uç,
Uç be minik kuş,
Korkma, atla.
Bırak kendini sonsuz boşluğa.
Uçmazsan, prangalıdır ayakların.
Sonsuz esaret yaşayacaksın, atla hadi.
Seni bekleyen özgürlüktür; bak.
Gökyüzünün masmaviliğiyle arkadaş.
Sök ayaklarından prangalarını, atla.
Seni bekleyen var, unutma.
Atla, kurtul prangalarından.
Uç, sonsuzluğun derinliğine,
Kaybol maviliklerde.

Hayat senin için, yaşamalısın.
Sonsuza kadar kalma yuvanda,
Çıkmalısın oradan;
Çıkmalısın oradan, kalamazsın.
Haydi atla ve çık:
AMA UÇAN BİR KUŞ OLARAK.
Büyük ve eski çınar ağaçlarının gölgesinde yürürken,
Düz bir yol, yaprak dolu,
Kırık dal parçaları aralarda,
Sarı yapraklar....
Düşlenen ölüm, güzel bir ölüm; yalancıda...
Yalancı ayrılıklar, yalancı ölümler,
Tıpkı içtenliksiz merhabalar gibi yalancı.
Doğarken ölmek gibi, merhaban yalancı.

Büyük ve eski çınar ağaçlarının gölgesinde,
O düz yolda yürürken
Seni düşündüm.
Gerçek ve yalan dünya, ne açık.
Doğururken öldürdüğün, bitirdiğin yaşamlar.
Merhabaların ´elveda´ kokuyor,
Tanışıklığında ayrılık havası, hüzün.
Solgun bir rengin, sonbahar,
Sesinde çığlık var, feryatlar gibi.
Doğururken öldürmüşsün, öldürdün.

Rüzgar süpürüyor yaprakları, savuruyor,
Güçsüz, dayanaksız, garip yapraklar.
Gücün var mı gücün?
Yeşilken, daldayken, yerindeyken,
Sıkı sıkı bağlıyken koparabilir miydin,
Sökebilirmiydin dalından!
Bekledin güçsüzlüğünü,zayıflığını.
Savur şimdi, bir o yana, bir bu yana...

Zalimsin, acımasız da,
Merhabalarında ´Elveda´,
Hoşgeldinlerinde bile ´git´ diyorsun.
Pişmanlıkların bile acımasız;
Bir daha vurmak için bekliyorsun,
Bir daha bekliyor,bekliyorsun işte,
Şimdi bekle dur.
Bir ömür geçecek
Gelmeyecek beklediğin,
Her gelişinde,
Gelirken ´Güle güle´ diyeceksin,

Merhabaların ´Elveda´ kokuyor senin,
Hoşgeldinlerinde ayrılık.
Başlamadan bitirmek görevin,
Doğururken öldürmek bir arkadaşlığı.
Karanlıktı, geceydi Sofi.
Üşüyordum, korkuyordum.
Dokunduğum yerler buz, soğuktu.
Titriyordum, bedenim yangınlarda oysa.
Bekliyordum da bir yandan;
Umudun, bitmeyen tatlı vaatlerinde,
Gelmeyenler durağında bekliyordum umudu.
Ve gelmiyordu umut otobüsü, bekliyordum ben.

Geceydi Sofi,
Karanlıktı da zifir.
Göz gözü görmez saatlerdi.
Ben bekliyordum, asla gelmeyecek olanı.

Ah Sofi, canım Sofim,
Beklemek boşuna, gelmeyecek.
Biliyordum gelmeyeceğini, sorma!
Bir adım öte ölüm, gidemiyordum, korkuyordum.
Ne yaşamışlık dediğimiz günler,
Ne ölüm denilen uzunca uyku,
İnce bir çizgi vardı aramızda, çağırıyordu da.

Sofi bırakma!
Tut sıkıca ellerimi, bas yüreğine.
Bırakma beni ölüme; O soğuk ve uzun uykuya.
Kalmak istiyorum seninle.
Toprak almasın beni, örtmeyin üstümü ne olur.

Duy beni Sofi,
Bak uzattım ellerimi, tut ne olur!
İster yaşamışlık olsun yaşananlar,
Korkunç bir karabasan olsun yada.

Haydi Sofi,
Bak feryatlarım sana, neredesin?
Uzun, uzak mesafelerden duyduğum ses,
Yoksa gelen sen misin?
Hani bazen söz biter ya!
Ne söylenecek,
ne duyulacak bir söz.
Kelimeler,
konuşmalar yitirmiştir anlamını.
Ufukta ayrılıktır görünen.
Kelimeler içi boş,
Kelimeler anlamsız.
Uygun bir anlatım yoktur,
anlatmaya seni,
anlatamazsın da kendini.

Hani bazen söz biter ya,
söylenmiştir her şey,
ve kullanılmıştır tüm sevgi sözcükleri.
Dünyanın tüm dillerinde,
ve tüm hüzünlü sözcükler hizmet etmiştir sana.
Geriye dönüp baktığında,
anlaşılamamış olmanın derin kederinden,
yalnız kalmanın buruk acısından başka yoktur elde kalan.
Ne umut kalmıştır ayrılığın acısına,
ne ufukta sevgili.
Hayali bile lüks,
o bile gelmez hatırana.

Hani bazen söz biter ya SEVGİLİ,
ne söylemeli ki.
Yaş ömrün yarısına dayandığında,
ne anlamı vardır yaşanılanların.
Sözcükler hizmet etmez sana,
anlatamazsın.
Derdin öyle çok,
karmaşıktır ki dünyan,
tarife sığmaz,
aktaramazsın yazıya da.
Bir volkan,
yazıyla anlatılabilir mi sevgili!
Resmini çizsen anlaşılmaz.
Ve senin, aciz harflerden başka,neyin var sığınacak.

Hani bazen söz biter ya,
vakit akşam alacası, ayrılıktır.
Oturup beklersin,
akşamlar versin sana geri.
Ne o gelir, bekle dur.
İçin sığmaz,
taşar duyguların,
ağlamaklı haller; ağlarsın.
Ayrılık ağır, sen yorgun,
vakit geçmiş, ömrün yarısında durulmuş geçkin zamanlar.
Ne sen geri getirebilirsin hayatı, ne onu...

Hani bazen söz biter ya,
geçer gider önünden salınarak,
bakarsın.
Sen gidersin ya inadına,
Ben beklerim sevgili.
Sokaklar bana çalışır o saatlerde,
Seni beklerim.
Her adımını bildiğim sokaklarda,
Köşe başlarını ben tutarım,
Gelmezsin işte, beklerim.
Seni beklerim,
o karanlık sokaklar bana çalışır sevgili.

Hani bazen söz biter ya,
Hüzün sarar bedenimi,
bırakmaz geceler beni uykuya,
dalar gider
düşünürüm seni.
Sen varsındır,
düşüncelerimde olsun, bırakmam düşünürüm, bırakmam seni sevgili.

Hani bazen söz biter ya,
geceler düşman,
sen uykuda,
melekler gibi saf,
temiz bir dünyada.
Yat uyu,
Ben düşünürüm seni....
Göğüslediğim iplerde sen varsın
Tutamam bu şehri avuçlarımda
Ellerim dünden sancılı ellerim
Dokunma ellerime yanarsın

Ateşten sırılsıklam saçlarım
Yüreğim mayınların kucağı
Sevme beni sevmelere tutsağım
Beni her gece iplere asarsın

Bu benim son ölümüm olacak
Tepeden tırnağa zor bir yasağım
Bu benim son ölümüm diyorum
Sen bu sevdayı anlayamazsın

Eylül 1992, Gaziantep

Google Reklamları