Zafer ŞIK Şiirleri
benim adım Felluce..
tarihin en içli ağıdı benim üstüme yazılı
beyaz sayfalara yazılmadı, yazılamadı nedense,
ağlamak istedim olmadı, yapamadım..

benim adım Felluce..
yıkılmış bir şehir değilim aslında
tar-u mar olan insanlığınızdır,
hani medeniyet dediğiniz
21. asrınızın kara yüzüyüm..

benim adım Felluce
belki unutmuşsunuzdur diye söylüyorum,
insaniyetin yetim çocuğuyum..
toprağım kokmaz yağmurdan sonra
aslında yağmur da yağmaz üstüme
bedenim barut kokar
yıldız diye kurşunları seyreder çocuklar
ama hiç de korkmazlar
neden korksunlar ki
ellerinden çalınmış geleceklerini
istilacılardan yoksa nasıl alacaklar..

benim adım Felluce,
gözü kara zalimlerin zehir lokması
mazlumların arşa çıkan ahıyım..

benim adım Felluce..

Zafer ŞIK
05/01/2005
23:30 Mersin
Gözlerin doğuyor zifiri gecelerime,
Nasıl da ışıldıyorum bir görsen,
Bütün yıldızlar avuçlarımın içinde,
Nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden
Dudaklarımda sevdalılara ait
Eski bir mehtap şarkısı..

Ben seni unutmak için sevmedim
İşte doğduğun o virane evdesin,
Nasıl bakarsa su toprağa
Öylece bakmaktayım sana,
Yolunu gözlemekteyim senin, beklemekteyim…
Gözlerin dalgalanmakta olan bir mavi deniz
Ben dalgalı denizin kucağına aldığı
Sabah Yıldızı,
Denizin mehtap şarkısı güzel
Gece yıldızları kıskanmakta bu Sabah Yıldızı’nı,
Bütün balıklar mutludur denizlerde
Bir deniz girdabı çeker beni içine,
Çaresiz bir kuştur çırpınan ellerim
Mavi denizinde gözlerinin,
Bu tekne ben miyim mavi denizinde yüzen?
Bu rüzgar ben miyim, sarı gök yüzünü dalgalandıran?

Gözlerin doğuyor zifiri gecelerime,
Nasıl da ışıldıyorum bir görsen,
Bütün yıldızlar avuçlarımın içinde,
Nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden
Dudaklarımda sevdalılara ait
Eski bir mehtap şarkısı,
Ben Sabah Yıldızı.
Zafer ŞIK
2000 MALATYA
bana gel
kendinle beraber
kalbini de getir
sonra umutlarını
sonra dualarını
ve hiç bitmeyen
ve hiç bitmeyecek olan
aşkını da beraberinde getir bana..
maviyi sevdimse senden
dalmışsan hayale senden
senden hep kendimden geçmişliğim..
şimdi hasretini kokluyorum
senin yerine,
seni öylesine değil
ölesiye seviyorum.

01/07/2004
mersin
Seni şiirlerime de yazdım
Kalbimden ve gönlümden sonra,
Seni düşündüm, sen oldum
Bütün kapıları kapattım gönül sarayimin
Senden başkasına yer yok
Sadece sana bıraktım..

Beyaz, bembeyaz bir sayfa
Dokunulmamış, kirlenmemiş bir sayfa önümde senin için
Kalemi elime alıyorum
Ve alfabemin ilk harfini elif diye yazıyorum
Sonra nameler dökülür kağıda; elifnameler
Şimdiye kadar hiç duyulmamış ve hiç yazılmış nameler bunlar..

Mecnun Leyla’sını Allah’a satmış
Ve Leyla da bile Mevla’yı bulmuş
Leyla; iki “lam”, iki “ye”
Leyla’lar gitti Mevla kaldı geriye..
İlahi bir ses ferman etti:
“Allah, muhakkak müminlerden cennet karşılığında
Canlarını ve mallarını satın almıştır”
Önce korktum
Ama sonra anladım ki
Ben seni zaten O’nun için sevmişim..
22 Haziran ‘04 sahil kent Mersin
Gidemem
Gitmek için gelmedim
Kalmak için buradayım
Sensizliğe hüküm giydim biliyorum,
Senin için değil
Danyal Peygambere hürmeten geldim bu kente
Kalemi kırılmış mahkumun şimdi,
Senin olsun devşirme gülüşler
Şuh vaatlerde kendini kaybet
Mutluyum de inadına sonra
Dönüşü olmayan bir kuyuya at kendini
Ama bir daha da karşıma çıkma
Herkes kendi yoluna
Ama unutma
Bizim yolumuzun bittiği noktada
Senin yolun daha yeni başlar!
İşte o zaman hasret tüketir
Acılardan, hüzünlerden, gurbetten
Ruhumun gölgesini damıtırsın,
Seni ben kaybetmedim
Seni sen kaybettin,
Hakkettiğinden fazla değer verdiğimden oldu belki
Ama aslında kazanan benim
Seni değil
Ben kendimi kazandım
Onun için gururlu ve mutlu
Onun için sensizliğe şükür ederim,
Ve beklerim..
Seni değil
Ben daha tanımıyorum
İçimden bir ses “ama o seni biliyor” diyor.

ZAFER ŞIK
28 Mayıs ‘04
MERSİN
Varlığın bir ruh gıdası
Ve yokluğun kıyamet habercisi
Nerdesin ey en Sevgili!
Seni özlemişiz, şimdi sensiz ne eyleriz biz,
Sensiz güneş doğar mı, yağmur su indirir mi bize?
“Bilmiyorlar, bilmiyorlar, bilselerdi böyle yapmazlardı” dedin
Biz bile bile attık kendimizi günaha, harama ey en Sevgili,
Biz şimdi sana layık olamadık efendim;
Biz son Peygamberin (S.a.v), alemlere rahmet senin ümmetiyiz
Demekten utanıyoruz, Sen’in için:
“Size sizin içinizden öyle bir Peygamber geldi ki,
Sizin sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir,
O size çok düşkündür...” buyurdu Allah,
Evet biz bilemedik efendim,
Kapında Kıtmir olmaya, sana layık olmaya geldik..

Nerdesin ey en Sevgili!
Dünya derdi bitap düşürdü bizi, Sen’i unuttuk
Sen’den daha çok sevdik eşimizi,
Çocuğumuzu, anne ve babamızı..
Ey en Sevgili! Senden çok biz kendimize değer verdik,
Yüzümüz yok sana gelmeye, utanıyoruz,
Ölmek için dünyaya geldiğimizi unuttuk..
Seni unuttuk, affeder misin bizi efendim?
Bizi kapına Kıtmir diye alır mısın efendim?
Her uğurda bir feda gerek
Senin ve dinin için feda olmaya geldik..
Başımız önümüzde eğik, gül yüzüne bakamıyoruz ki Sen’in,
Öyle ki ashabın da bile
“Onun imanı bir tarafa ümmetimin imanı bir tarafa konsa,
Onun imanı daha ağır gelir” dediğin
Sıdık-ı Ekber ve
“Benden sonra Peygamber gelseydi bu Ömer olurdu” dediğin
Hz Ömer senin yüzüne ancak bakabiliyordu sadece..

Nerdesin ey en Sevgili!
Seni anlatmaya ne hacet
Tevrat’ta Ahmed, İncil’de Ahyed
Kur’an-ı Kerimde Muhammed (S.a.v) ismiyle övülmüşsün Sen,
Allah sana “Habibim” yani “Sevgilim” dedikten sonra
Biz sana ne diyelim efendim,
Yaratılış sebebimiz olan sen, canımıza can olan sen
Gönlümüzün sultanı olan yine sen,
Kapında acip bir dilenciyiz şimdi
Ayağının tozu olmaya geldik efendim..
Sana layık ümmet olabilirsek
İşte o zaman kazanan biz olacağız,
İstemez miyiz ki dünya onların, ahiret bizim olsun, bizim..
Nerdesin ey en Sevgili, nerdesin…
Seni, sesini ve ölümsüzlük tadındaki gül kokunu özledik efendim.

03 haziran ‘04
Beni önce esir edip kendine sonra bırakıp gittin
Hararetiyle kavruldum bu şehirde sensizliğin
Buzdan ümitler besledim aylarca, gelmedin,
Naylon sevdalar yakışmaz hiç bizim gibi adamlara
Ben gülü hep dikeniyle beraber sevdim,
Murat bahçesinde dalından koparılan kırmızı bir gül
Sen bir gül yangınından arta kalan kül
Kızıla boyalı; kanayan yürek,
Sen bir gül yangınından geride kalan kül
Bir Nemrut ateşi, bir Firavun kepazeliği…

Beni onmaz yerimden vurup gittin
Bir devasız derde düştüm ki
Lokman-ı Hekim bile bulamamış çaresini diyorlar,
Önce seni yakmalıydı her halde Neron
Kızıl denizi kana, sen buladın,
Toprak kadar vefalı olamadın suya
Su kadar da aziz olamadın
Bir Azize olamadın insanlığa…

Adamdan sayılmayan yanımla gözümde büyüttüm seni
Adına kaç şiir yazdım bilmiyorum
Kaç defa rüyalarıma misafir oldun kovmadım, kovamadım
Kaç arkadaşa seni sevdiğimi söyledim
Radyodan şiir okudum senin için
Akşamları bakabildim bebe vitrinlerine,
Muhabbet kuşlarım, senden önce terk ettiler beni…

Bütün gülleri soldu bu şehrin,
Ve şimdi ben, adamdan sayılan yanımla
Senden önce, ben seni bırakıp gidiyorum işte,
Kader bu; işin sonu, olacağı buydu,
Adını söylemiyorum senin, söyleyemiyorum işte,
Nedendir bilmiyorum
“bu naylon çiçeklerin adını kim gül koydu?”!..

Sabah Yıldızı
05 Mart ‘04
Diyar- ı Yar TARSUS