Yok Benim
Resim Dersleri

Yok Benim

Yok Benim

En zor günde kötü halde
Beynimden vurdular benim
Sıladeyden gurbet ilde
Kalbimi kırdılar benim

Tam sıkıntıyı aşarken
Hasret içinde yaşarken
Takılıp yere düşerken
Arkamdan güldüler benim

Gençken murada ermeden
Gözümü açıp görmeden
Ölüp mezara girmeden
Katlimi verdiler benim

Hazırladılar sonumu
Yalan yere onurumu
Her dakika gururumu
Hep yere serdiler benim

Gönlümü akan sel gibi
Aşkımı uçan yel gibi
Varlığımı hep el gibi
Yabancı Gördüler benim

Geçmez gün gelmez teskere
Söz anlamazlar kaç kere
Formalite yalan yere
Çevremi sardılar benim

AHMET asker bu vatanda
Hiç sevenim yoktur yanda
Ne iyi,ne en zor anda
Halimi sordular benim........

.Ahmet BAL 4 Aralık 03 Perşembe DENİZLİ


SENİN GİBİ

Omurgamı Aldın Benim

Omurgamı Aldın Benim



Boyum kısaldı,
Omuzlarım düştü de.
Dizim ağrıyor,
Yaş elliyi geçti de.
O da bir şey mi?
Ne demiş Fulya;
Omurgamı aldın benim.
Omurgamı aldın.
Omurgamı aldın.
Omurgamı.
Niye?
Nasıl olsa boyum kısalacaktı.
Dizim de ağrıyacaktı.
Omurgam?
Toprağım?
Dalım, yaprağım?



Benim Gecem

Miladi tasir sonsuzlugun ötesine,
rüzgarin önünde uçusan hayalin.
Çöller aglar susuzlugun derdine,
Mecnunun gözünde Leyla narin.

Dikenli yollari sonunda geçecek,
benim kararsiz, kisa adimlarim.
Yeminli sevgine süpheyi ekecek,
benim titrek ve ürkek bakislarim.

Dersin ya senden çektiklerim, el aman,
kuslarin özgürlügünde olmali gecem.
Bos bakar gözlerim, ne gül ne de Iran,
seni gerek seni, çigliginda gecem.

Yildizi kayan gizem nerede?
Sirri aleme ifsa olmus.
Sabahi arayan vizem nerede?
Kapisi sularda bogulmus.

Yine soguk, hisler kederî elem,
sonbaharini tüketti dönence.
Yine boguk feryadinda yârem,
bu gece karanliga iskence

benim doğduğum köy

BENİM DOĞDUĞUM KÖY

Doğduğum köyde ağaç dallarından yapılan merdivenlerle toprak damlara çıkardım
Uçsuz bucaksız ovalara kırlara bakınca o toprak damlardan neler görürdüm neler
Bir akşam kızıllığında yalarken yüzümü hafif hafif esen rüzgarlar dalardım öylece
Anlatılmaz bir huzur saçardı köye yaklaşmakta olan kuzular sürüsünün yüzlerce me me mesi
Diğer yanda koyunlar sürüsünün meleyen yavrularına süt yetiştirme telaşı me me me
Tatlı bir ezgi oluştururdu köye doğru koşan arabanın tekerlek zilleri
O ziller ki dingille tahta tekerlek arasında ince bir çelik sac şıngırdardı
Tekerlek ne kadar hızlı dönerse o kadar tiz at ne kadar yavaş giderse o kadar pes ve tok
O tekerlekler ki ağaçtan yapılmış ve bir demir çemberle çevrilmişlerdi dayanıklı olsun diye
Ezer ezer de taşı toprağı un ufak ederdi sanki pudra toz
Sarı sıcağı yer de gün boyu o toz yumuşak ılık bir haz verirdi çıplak ayaklarıma okşanımsı
Yalınayak o sıcak yumuşak tozlu yollarda koşar da koşardık yorulmadan akşamlara dek
Benim doğduğum köyde bakınca toprak damların üzerlerinden ince bir yeşillik sarardı köyü
Bu yeşillik ki yazın çimdiğimiz balık yakaladığımız derenin iki yanındaki kavak ve söğüt sağaçları idi top top göğe sıçramaca
Yazın o sarı sıcağında girince o selvi kavaklarla salkım söğütlerin altına mevsim değişirdi
Buz dolabıydı sanki hafif esen yeli ile koyun inek camızların yatak yerleri
Geçenlerde gittim ki köyüme büyük bir özlemle koşarcasına
Yazık gördüm ki ne toz kalmış ılık yumuşak ne de at arabaları tekerlekleri zilli
Yollar stabilize sonra da asfalt olmuş arabalar otomobil ev ev bağ bahçe tarla dolu
Köylüm sabahleyin tarlaya otomobili ile gidip öğle yemeğine eve geliyor otomobili ile
Boşuna aradı gözlerim o koyu yeşilliği o derin dereyi o serinliği terli bedenim
Ne selvi kavak kalmış ne salkım söğüt ne de derin ve serin dere
Fark edemedim esmiş mi idi serin yel kuzu meleyişleri karışmış mı idi koyunlarınkine
Terledim terledim de sarı sıcak altında çökekaldım dizlerimin üstüne gözlerim yere mıhlanmış ıslak
Film mi izliyordum hayal mi görüyordum
Yoksa belleğim anılarım mı idi yanılan!..

(Temmuz / 2006)
Ahmet EMER





bu da benim sevdam

Bir rıhtımın sol yakasından türkümü söylerim kısık sesimle haykırırcasına,
Dağlar titrer tiz sesimin gölgesinde,
Bulutlar ağlar yanlızlığımın ortasına,
Güneşin elleri boş, yakamaz tenimi senin yaktığın gibi