mehmet fikret Şiirleri
yazacak bir şey yok
ortalık sakin
güvercinler dolanıyor
nehir boyunda
dicle usul usul akıyor
sinemada kuyruk var
çarşılar kalabalık tamam
tutmuş yarin elinden delikanlı
ölümüne sevdalı
havada bulut yok
kavruk bir sıcak
diyarbekirin dar sokakları
demir kapı taş avlusu
közde ciğer kokusu
tas tamam
yazacak bir şey yok
keyfim yerinde

dedikodum ayyuka çıkmış
söylenesi bilinesi hal değil
mardin kapı´ da zil zurna sarhoş
sabaha dek voltadaymışım
rakı benim neyime
sevdam yüzüme vurmuş
kırılmış kanadım kolum kırılmış
yürek kuş misali durmaz çırpınır
bilmezdim
türkülerin bu kadar güzel olduğunu
sen de pattaya´ da bir orkide
ben diyeyim bitlis´ te beş minare
aman aman hey
edalım fidan tıtmaz dicle boyları
vakittir voltadayım
zulam sağlam bu defa
bir senin resmin hani o yaz hasatta
bir de vefalı dost cigaram
lafım geçmez hayın zamana
voltadayım gece uzun mu uzun
diyarbekir uyuyor nazlı mı nazlı
gelmiş kurulmuşsun bağrıma yine
rezil oldum
rüsva oldum cümle aleme

gel otur yanıma canım
düşümde de olsan gel
sana sevdamı anlatacacağım
ki bitmeyen bir türküdür
dağlarda yankılanan
laos ormanlarında
bir lotus allı beyazlı
mergui de bir arsız yunus
hele ağlama dayanamam
üzüm karası gözlerinin
feryadı bağrımda hançer
tir tir titriyorum naçar
sanki dağda bir başıma
sanki gece koyu karanlık
korku değil saran içimi
namlu değil ta öteden
doğrultulmuş alnıma
namusumdur bilesin sevdam
hasretim sana songsudam
yağmur karla karışık
duyuyormusun
soluğumdur esen rüzgar
hemen yanıbaşında oracıktayım
uzat ellerini sevdam yağıyor
oy beni beni belalı beni
dağlarının ardı umman
patladı patlayacak boran
öylece salınır bir yalnız katong
bordasında hasret yazıyor

takalar ağlayacaklar mı bilmiyorum
kıyıda ki yavuklu köpüren derya
derinlerinde umutlarımız saklı
güvercinler uçacak üstlerinden
açarak kınalı kanatlarını
yaşanılası değil ölünesi günlerdi
kavgaya hazır birer bıçaktık
yaşandı ve bitti
ankara´da zemheri soğuk
sokaklar üstüme üstüme geliyor
takalar geçiyor yükle yürekle
yamalı göğsünü gere gere
ağlayacak mıyım bilmiyorum


biz ölümlerde büyüdük gülüm
zindanda tükenmez işkencelerde
gündüzü yok gecelerde büyüdük
budandık gencecik fidanlardık
.....
oy öleydim ben
bize kısmet oldu beter yaşamak
mıh gibi çakılmışım duvar dibine
iliklerime dek işlemiş çirkef karanlık
dışarda kaç zemheri kaç çılgın bahar
nice sevda hasret ve hayınlıklar
genzimde yasemen kokusu vazgeçemediğim
dilimde fırat kenarında yüzer kayıklar
anam ağlar bacım beni sayıklar
koca ırmak
yine deli deli akıyor biliyorum
bir oğlum olsun isterdim adı fırat
delikanlı mert illa da asi
......
dombazda
iyi hatırlıyorum bir yaz günüydü
babam filinta endam bıyıkları yeni terlemiş
anam iki canlı bir peri
ve kardeşlerim ve ben
umuda öte yakaya yol almıştık
Bingöl´e doğru
azığımız üzüm ve ekmek
babam doyulmaz şiirler okumuştu
Çöltepe´li Abdurrahman´dan
anam bababam ve üç kardeşim yok şimdi
gönlüm biçare darmadağın yüreğim
......
ağlama göz bebeğim kurban olduğum
sil gözlerini
ölümün yolu daha çok uzun
artık saymıyorum geçen günleri
biz ölümlerle büyüdük
hasretlerle elbet yaşarız
gidin başımdan gidin
öyle kolay değil unutmak
hasret ne rakı şişesi zulada saklı
ne de halis bitlis tütünü altın sarısı
mahpustayım afat yangınlardayım
sardığım umudum sardığım sevdam
kar etmez yiğitlik kanlı pusuda
ne de asiliğin derin uykuda
nafiledir beter eşkıyalığın
hayındır teselli götürmez hasret
sen pattaya’da bir kara babon
ben diyarbekir’de bir mahzun mehmet
diyarbekir
nazlı bir güvercindir şimdi
açarak kanatlarını ağaran güne
ve kırpıştırarak yemyeşil gözlerini
sıyrılmakta mahmurluğundan
gökte ay yine yalnız ve sevecen
gülümsüyor sıcağa gebe güne inat
dicle bildiğin gibi
öyle mahzun akıyor
bir başıma uykusuz umutsuz kederli
seni düşünüyorum
kaçamadım gözlerinden bebeğim
yanmış gitmişim nipparn misali
direndiğimde sevdana söylemiştin hani
bil ki
sevda çalmaz kapısını yüreğinin