Deli deryada savrulan rüzgar
Üstünde küçücük kırık bir sandal
Dalgalar hırcın sevdalar kadar
Olmasa da sevgili olmasa da yar
Denizin üstünde küçük bir ada
Adına demişler sevdalı bu dağ
Sevdası büyük deli derya ay
İtiraf edemez aşkını ama
Vurgundur her gün çarpan dalgalara
Üstünde küçücük kırık bir sandal
Dalgalar hırcın sevdalar kadar
Olmasa da sevgili olmasa da yar
Denizin üstünde küçük bir ada
Adına demişler sevdalı bu dağ
Sevdası büyük deli derya ay
İtiraf edemez aşkını ama
Vurgundur her gün çarpan dalgalara
talat yalcınkaya
yine bir akşam üstü karanlığa kalırken
derin rüyalarımın med-ceziriydin sen
kör bir kuytuda
ıslak taşlara suyla yazılmıştı aşkımız
nasılda gitmiştin
kaybolmuş vefanıda alıp
usulca
nasılda terkedilişleri düşünemedim
üzülme şimdi özgürlüğün tutsağıyız
umarsızca
vefasızca
işte böyle bir rüyanın kırılganlığındasın sen
aklımda ateşleri kıskandıran gözlerin vardı
şimdiyse sönen külsüz bir ateşten geriye kalan
kaç bahar beklerim bilmem beni yeniden diriltecek sevgiliyi
bekle gönlüm elbet o seni bulacak
sen değil eski sevgili
yeni rüyamdır sözümün bahsi
seni seviyorum hayallerimde yarattığım sevgili
(erdal)
derin rüyalarımın med-ceziriydin sen
kör bir kuytuda
ıslak taşlara suyla yazılmıştı aşkımız
nasılda gitmiştin
kaybolmuş vefanıda alıp
usulca
nasılda terkedilişleri düşünemedim
üzülme şimdi özgürlüğün tutsağıyız
umarsızca
vefasızca
işte böyle bir rüyanın kırılganlığındasın sen
aklımda ateşleri kıskandıran gözlerin vardı
şimdiyse sönen külsüz bir ateşten geriye kalan
kaç bahar beklerim bilmem beni yeniden diriltecek sevgiliyi
bekle gönlüm elbet o seni bulacak
sen değil eski sevgili
yeni rüyamdır sözümün bahsi
seni seviyorum hayallerimde yarattığım sevgili
(erdal)
Sapanca´nın dağlarını duman bürümüş,
İkbaliye, İlmiye, Memnuniye parfüm sürünmüş,
Soğucak yaylası karla örtünmüş,
Kırkpınar´ın yolları boştur gezilmez,
Sapanca´da kış başkadır, yaz başkadır bilinmez,
Sapanca´nın yeşili hiç silinmez.
Şerefli tepelerinin başı diktir eğilmez,
Ağacının yeşili, rengi sözle tarif edilmez.
Ağustos ayında serin suyu bol olur,
Kış ortası akar sular don olur,
Sapanca´da kış başkadır, yaz başkadır bilinmez,
Sapanca´nın yeşili hiç silinmez.
İkbaliye, İlmiye, Memnuniye parfüm sürünmüş,
Soğucak yaylası karla örtünmüş,
Kırkpınar´ın yolları boştur gezilmez,
Sapanca´da kış başkadır, yaz başkadır bilinmez,
Sapanca´nın yeşili hiç silinmez.
Şerefli tepelerinin başı diktir eğilmez,
Ağacının yeşili, rengi sözle tarif edilmez.
Ağustos ayında serin suyu bol olur,
Kış ortası akar sular don olur,
Sapanca´da kış başkadır, yaz başkadır bilinmez,
Sapanca´nın yeşili hiç silinmez.
hayal için perişanım şimdi ben
sende karanlığın sustuğu yerde
sakın sakın unutma beni
çünkü sen halen yüreğimdesin
büyük acılarla tutuştuğun gün
çok uzaklarda olsamda yine gel
bu ölürcesinde sevdiğime gel
ne olur tanrıy kavuştuğun gün
beni sakın sakın unutma
sende karanlığın sustuğu yerde
sakın sakın unutma beni
çünkü sen halen yüreğimdesin
büyük acılarla tutuştuğun gün
çok uzaklarda olsamda yine gel
bu ölürcesinde sevdiğime gel
ne olur tanrıy kavuştuğun gün
beni sakın sakın unutma
Seni tam onikiden vurdum
Kalbinin tam ortasından
Sevgi oklarıyla
Ve sana aşık oldum
Seni tam onikiden vurdum
Gözlerinin tam ortasından
Aşk dolu bakışlarımla
Ve sana aşık oldum
Seni tam onikiden vurdum
Duygularının tam ortasından
En güzel kelimelerle
Ve sana aşık oldum
Seni tam onikiden vurdum
Hasretinin sabırsız noktasından
En güzel şiirlerle
Ve sana aşık oldum
İsmail’in kitabını okuyorum üç gecedir
ateşler içindeki dünyada bir neferin
ölüme at koşturan rüzgârını duyuyorum
Managua yanıyor, her yanım ateşler içinde
yanıyor bir çocuk sevgiyle okşanmaktan
ve temkinli olmak yakışmazdı sana zaten augusto
ve sen ey idris
ismail’in ölümü küçümseyen dostu
"yediğin kurşundan
bir gümbürtü kaldı ki bana!.."
Roma’da navona alanında bırakıp ismail’i
telzaatar’a dönüyorum gecikmiş bir martı gibi
Yurdum diyebileceğim
her yer kan-revan içinde, görüyorum
ve boğazlanmış bir ceylan gibi
serilivermiş denizler ortasına
Önce ismail orda, ne zaman gelmiştir
"gümbür gümbür ve sonuna kadar, taa-sonuna
sonuna kadar sevdaya, sonuna kadar kavgaya
çatlayacak kadar sabırsızlıkla..."
İsmail1in kitabını okuyorum üç gecedir
ve alnımı seher rüzgârına dayayıp
sesleniyorum
"-Ey usta
nerde benim payım içtiğin baldırandan!."
ateşler içindeki dünyada bir neferin
ölüme at koşturan rüzgârını duyuyorum
Managua yanıyor, her yanım ateşler içinde
yanıyor bir çocuk sevgiyle okşanmaktan
ve temkinli olmak yakışmazdı sana zaten augusto
ve sen ey idris
ismail’in ölümü küçümseyen dostu
"yediğin kurşundan
bir gümbürtü kaldı ki bana!.."
Roma’da navona alanında bırakıp ismail’i
telzaatar’a dönüyorum gecikmiş bir martı gibi
Yurdum diyebileceğim
her yer kan-revan içinde, görüyorum
ve boğazlanmış bir ceylan gibi
serilivermiş denizler ortasına
Önce ismail orda, ne zaman gelmiştir
"gümbür gümbür ve sonuna kadar, taa-sonuna
sonuna kadar sevdaya, sonuna kadar kavgaya
çatlayacak kadar sabırsızlıkla..."
İsmail1in kitabını okuyorum üç gecedir
ve alnımı seher rüzgârına dayayıp
sesleniyorum
"-Ey usta
nerde benim payım içtiğin baldırandan!."
Kuytu, karanlık
bir yolda
yürürken ben,
cırcır böceği
tekdüze bir şarkı tutturuyor.
Salyangoz
kırların serserisi
evi sırtında
bir yerlere gidiyor.
Sarhoş bir kırlangıç
Toprağın üzerinde
yalpalayarak
uçuyor...
Kuytu, karanlık
bir yolda
yürürken
ben
bir yolda
yürürken ben,
cırcır böceği
tekdüze bir şarkı tutturuyor.
Salyangoz
kırların serserisi
evi sırtında
bir yerlere gidiyor.
Sarhoş bir kırlangıç
Toprağın üzerinde
yalpalayarak
uçuyor...
Kuytu, karanlık
bir yolda
yürürken
ben