Değerse eline eğer yabancı eli
Çok kötüdür benim ahımın seli
Kaçamaz benden kaçış yoktur
Tabutuna takılır belki de gelinlik teli...
Çok kötüdür benim ahımın seli
Kaçamaz benden kaçış yoktur
Tabutuna takılır belki de gelinlik teli...
Burak Bayraktarbaşı
sarı pembe gibi açarsın gönlümde sana dokunmak isterim ama dokunamam
senle olmak isterim ama olamam.Şunu bilmeni isterim sen benim gönlümün çiçeğisin
senle olmak isterim ama olamam.Şunu bilmeni isterim sen benim gönlümün çiçeğisin
Beyaz karanlıklarda hep yolumu kaybettim
Güneş bir kerecik olsun da doğmaya görsün,
Bu yıkık şehirde kaç defa seni bekledim
Her gördüğümde beni mahveden o gülüşün,
Bu diyarlarda sensiz sabah hiç olmadı ki,
Kavuşamazmışız bir daha, ahrette belki..
Ben zaten her daim kaybetmeye alışmışım,
Her karanlık sonrası bir de güneş doğarmış
Biliyorum, ben seni tanırken yanılmışım,
Amed’de bir yiğidi adından tanırlarmış,
Bak şimdi sen yoksun, benim çocukluk yanım da
Şimdi sen yoksun ama, ağrıların aha şuramda..
İşte şimdi bahardır, nisan ayı da geldi,
Girdabına yakalandım sarı saçlarının,
Ölümüm seni son defa görmeye değerdi
Kimden yadigar bilmem bu umman göz yaşların,
Vakit gece sensizlikten dem var yüreğimde
Eski bir arzu ve yeni bir aşk düşlerimde..
Siyah aydınlığı arayıp durdum, yoruldum,
Yenilmek adıma yakışmazmış diyorlar
Hangi kapıyı çaldımsa açılmadı, kovuldum,
Bana Mecnun sana ise hep Leyla diyorlar,
Ve ben seni hala çok seviyorum be “Gül”üm
Seni beklemiş seni özlemişim be “Gül”üm...
Sabah Yıldızı
02 Mart ’04
Diyar-ı Yar TARSUS
Güneş bir kerecik olsun da doğmaya görsün,
Bu yıkık şehirde kaç defa seni bekledim
Her gördüğümde beni mahveden o gülüşün,
Bu diyarlarda sensiz sabah hiç olmadı ki,
Kavuşamazmışız bir daha, ahrette belki..
Ben zaten her daim kaybetmeye alışmışım,
Her karanlık sonrası bir de güneş doğarmış
Biliyorum, ben seni tanırken yanılmışım,
Amed’de bir yiğidi adından tanırlarmış,
Bak şimdi sen yoksun, benim çocukluk yanım da
Şimdi sen yoksun ama, ağrıların aha şuramda..
İşte şimdi bahardır, nisan ayı da geldi,
Girdabına yakalandım sarı saçlarının,
Ölümüm seni son defa görmeye değerdi
Kimden yadigar bilmem bu umman göz yaşların,
Vakit gece sensizlikten dem var yüreğimde
Eski bir arzu ve yeni bir aşk düşlerimde..
Siyah aydınlığı arayıp durdum, yoruldum,
Yenilmek adıma yakışmazmış diyorlar
Hangi kapıyı çaldımsa açılmadı, kovuldum,
Bana Mecnun sana ise hep Leyla diyorlar,
Ve ben seni hala çok seviyorum be “Gül”üm
Seni beklemiş seni özlemişim be “Gül”üm...
Sabah Yıldızı
02 Mart ’04
Diyar-ı Yar TARSUS
ÖLÜM BÖYLE ÖLDÜRDÜ ÖLÜMLÜYÜ
Lanetli,
karanlık bir kentin kenar hayatındaki;karanlığın karanlığında
Yani ağacın gölgesi olan o karanlıkta
oturmuş,
Kaybettim her şeyimi de
bak burada buldum kaybettiğimi anlamayı
burdan bakarak hayata
Der gibi oturmuş
sorumlusu elliymiş gibi eline bakıyor,
diğer bir eliyse her şey olmasa da böyle yaşamak da güzel der gibi
sallanıyordu bir genç adamın.
adamın üstündeki mont,
kirli,uzun sakalı;şarabı,
hemen oracıktaki zıvanadan çikmiş gibi soluduğu rüzgar
çok çey anlatıyordu…
Ya da anlatılacak çok şey vardı
anlatılamayacak..
anlatılamayacak çok şey vardı da
“vardı dedi benim olan bir benzerim de”
ve solumadan devam etti
“o da benim gibi yaşamadı”dedi son soluğuyla..
genç adam genç yaşında öldü
,gecikerek şimdiki yaşamına…
XALE XALUK
HALUK YARBATAK
Lanetli,
karanlık bir kentin kenar hayatındaki;karanlığın karanlığında
Yani ağacın gölgesi olan o karanlıkta
oturmuş,
Kaybettim her şeyimi de
bak burada buldum kaybettiğimi anlamayı
burdan bakarak hayata
Der gibi oturmuş
sorumlusu elliymiş gibi eline bakıyor,
diğer bir eliyse her şey olmasa da böyle yaşamak da güzel der gibi
sallanıyordu bir genç adamın.
adamın üstündeki mont,
kirli,uzun sakalı;şarabı,
hemen oracıktaki zıvanadan çikmiş gibi soluduğu rüzgar
çok çey anlatıyordu…
Ya da anlatılacak çok şey vardı
anlatılamayacak..
anlatılamayacak çok şey vardı da
“vardı dedi benim olan bir benzerim de”
ve solumadan devam etti
“o da benim gibi yaşamadı”dedi son soluğuyla..
genç adam genç yaşında öldü
,gecikerek şimdiki yaşamına…
XALE XALUK
HALUK YARBATAK
okyanuslar ortasında
denizaltıları gördüler.
savaşmak için mi
ölmek yada sevişmek adına geldiler.
masallarda kurşunladılar anka kuşlarını.
sevmeyi kilitlediler
ve bütün sevdiklerim
bilinmez nedenlerle gittiler.
bir ağustos sabahı,
memleketim ağlıyordu,
ben ağlıyordum
toprak kokulu kızlar,
başaklar ayrılıyordu bir bir.
denizaltıları gördüler.
savaşmak için mi
ölmek yada sevişmek adına geldiler.
masallarda kurşunladılar anka kuşlarını.
sevmeyi kilitlediler
ve bütün sevdiklerim
bilinmez nedenlerle gittiler.
bir ağustos sabahı,
memleketim ağlıyordu,
ben ağlıyordum
toprak kokulu kızlar,
başaklar ayrılıyordu bir bir.
Bunalınca başımı alır giderdim
bu kara parçasından
baktıkça denize,
huzur bulur ve hep bir anlamı
olurdu minik dalgaların, ağlardım
kızınca insanlara
isyan ederdim yine...
şahidim kaya parçaları
gözüm kör, sevdiğim nankör
rahatlatmıyor artık deniz
kayalar da bir bıkkınlık
anlamıyorlar beni
renkler o kadar yapmacıklaşmış
herşey siyah görünüyor gözüme
yaşamak anlam vermiyor artık
28.04.2000
bu kara parçasından
baktıkça denize,
huzur bulur ve hep bir anlamı
olurdu minik dalgaların, ağlardım
kızınca insanlara
isyan ederdim yine...
şahidim kaya parçaları
gözüm kör, sevdiğim nankör
rahatlatmıyor artık deniz
kayalar da bir bıkkınlık
anlamıyorlar beni
renkler o kadar yapmacıklaşmış
herşey siyah görünüyor gözüme
yaşamak anlam vermiyor artık
28.04.2000
O yıllarda İstanbul´da bir veba salgını olmuştu,
Öyle ki günde birkaç yüz kişinin ölümü
Bütün evleri mateme boğmuştu.
Bu afet karşısında toplananlar,
Aziz Mahmut Hüdayi Hazretleri´ne baş vurmuştu:
Önce gavs bu işe karışmak istemedi,
Ahali gene de üsteledi.
Dediler ümitle kapınız geldik,
Bu işe bir çare bulmak sizin şanınıza layık dedik.
Bunun üzerine tarife başladı hazreti pir,
Önce Karaca Ahmet Mezarlığı´na gir,
Orada bir yeri tarif buyurdu,
Çare bulacak kişi selvi ağacının altında yatıyordu
Adına Hasıpuş Dede derler,
Çıplak olarak hasıra sarılmış yatar,
O kişi ancak sizin derdinize bakar.
Ona derdinizi anlatın, gerekirse,
Beni hatırlatın, söyleyin selamımı dedi.
Tarif üzere gitti ahali, oraya vardı
Hasıra bürünmüş kişiye meramlarını anlattı.
O ise onları def edip, yatmaya devam etti.
Hazreti Pir´in selamını duyduğunda selamı ayakta aldı,
Dedi bugün bir kişinin daha cenaze namazı kılınsın,
Bundan sonra bu hastalık kırılsın....
Başka emir varmı dedi Hasırpuş Dede,
Yok cevabıyla ve sevinçle giderler eve.
O gün gerçekten bir kişi veba dan can verdi,
Daha sonra hastalık kesiliverdi.
Yaşanmış bir olay bu efendim,
Allah´tan duamız tekrarı olmasın,
Salgın hastalıklar aciz kulları vurmasın.
Öyle ki günde birkaç yüz kişinin ölümü
Bütün evleri mateme boğmuştu.
Bu afet karşısında toplananlar,
Aziz Mahmut Hüdayi Hazretleri´ne baş vurmuştu:
Önce gavs bu işe karışmak istemedi,
Ahali gene de üsteledi.
Dediler ümitle kapınız geldik,
Bu işe bir çare bulmak sizin şanınıza layık dedik.
Bunun üzerine tarife başladı hazreti pir,
Önce Karaca Ahmet Mezarlığı´na gir,
Orada bir yeri tarif buyurdu,
Çare bulacak kişi selvi ağacının altında yatıyordu
Adına Hasıpuş Dede derler,
Çıplak olarak hasıra sarılmış yatar,
O kişi ancak sizin derdinize bakar.
Ona derdinizi anlatın, gerekirse,
Beni hatırlatın, söyleyin selamımı dedi.
Tarif üzere gitti ahali, oraya vardı
Hasıra bürünmüş kişiye meramlarını anlattı.
O ise onları def edip, yatmaya devam etti.
Hazreti Pir´in selamını duyduğunda selamı ayakta aldı,
Dedi bugün bir kişinin daha cenaze namazı kılınsın,
Bundan sonra bu hastalık kırılsın....
Başka emir varmı dedi Hasırpuş Dede,
Yok cevabıyla ve sevinçle giderler eve.
O gün gerçekten bir kişi veba dan can verdi,
Daha sonra hastalık kesiliverdi.
Yaşanmış bir olay bu efendim,
Allah´tan duamız tekrarı olmasın,
Salgın hastalıklar aciz kulları vurmasın.